Thursday, November 22, 2007

cevaplar...

ben: Hayri!
hayri: efendim abi.
ben: şu geçen gün sorduğun soru vardı ya
hayri: hangisi abi
ben: ulen hem soruyu soruyorsun, hem de hatırlamıyorsun
hayri: abi ben bi sürü soru soruyorum
ben: bana mı? yoksa genel mi?
hayri: aslında genel de, çoğu sana
ben: çok soru sormak iyi mi hayri
hayri: bilmem, hiç düşünmedim abi
ben: bu, şimdi hiç düşünmeden mi soru sorduğun anlamına geliyor
hayri: yok abi öyle değil, sorduğun soruyu hiç düşünmedim
ben: yani her zaman cevaplar düşünülmüyor, aslında soru da düşünülüyormuş
hayri: abi yine döndün dolaştın bi yere geldin ama sanırım yine haklısın
ben: hak aramıyoruz güzel kardeşim
hayri: öyle de abi, haksız çıkacam diye korkuyorum şimdi
ben: hak aramıyoruz dediysek, haksız da aramıyoruz
hayri: uzatmayım ben şimdi, patlayacak gibi duruyorsun
ben: ne alakası var kardeşim, bişey konuşuyoruz şurda
hayri: abi, tamam da. haksız olabileceğini düşünerek konuşmanın ne kadar zor olduğunu bilmiyorsun sen galiba
ben: soru cümlesi gibi durdu ama öğelerine ayıracak kada edebiyat yetmedi
hayri: abi şu benim sorduğum soruya dönsek
ben: çok soru soruyorsun, peki çok da cevap alıyor musun?
hayri: bak bu konu da tartışılır ama konudan fazla uzaklaşmamak için şöyle cevaplayım: çok cevap alıyorum ama nicelik olarak, nitelik olarak değil
ben: anlaşılması zor konuşarak geçiştirmeye çalışıyor gibisin, aynı seni cevaplayanlar gibi galiba. alışkanlık mı oldu yoksa
hayri: tamam abi, şöyle deyim. sayıca çok ama içerik boş
ben: içerikten kastın ne. soruyu sorduğuna göre cevabı bilmiyorsun. cevabı nasıl irdeliyorsun. yok cevabı biliyorda soruyu soruyorsan hiç etik değil zaten, o konuya girmek bile istemiyorum.
hayri: abi ben kendimi bu kadar irdelemiyorum, bunaldım valla
ben: :). o zaman şu soruya cevap ver ama azıcık düşünüp de. cevaplar senin istediğin gibi olmadığı için mi niteliklerini beğenmiyorsun?
hayri: ...
ben: ee
hayri: düşünüyorum abi
ben: ulen bunda düşünecek ne var. basit bir soru
hayri: abi ne desem giydirecen şimdi, ihtimalleri düşünüyorum
ben: ihtimalleri bırak şimdi. dürüst ol. böyle giderse daha çok soru sorarsın.
hayri: abi sen sürekli cevapların peşinde misin?
ben: sen değil misin?
hayri: tamam abin, sen de bi insansın demeye getiriyordum.
ben: biliyorum.
hayri: zaten bilmesen şaşardım :):)
ben: hayriii!
hayri: abi House da kızın dediği gibi, cevaplar bitince ne olacak
ben: ne dememi bekliyorsun. kızın sorduğu sorunun karşılığında cevabını da verdiği şekilde cevap vermemi mi istiyorsun.
hayri: olabilir
ben: dünyanın kuruluşu böyle hayri. hep cevapların peşinde koşuyoruz. soracak soru olmadığında ya da başka bir deyişle aranacak cevap olmadığında umut kalmaz diye devam ediyordu kız. bence bu kadar soru sorarken sen de bu cevabı düşünsen biraz daha iyi değil mi?
hayri: niye abi, ne demek istedin şimdi
ben: yok bişi
hayri: benim yanlış şekilde aradığımı mı ima ediyorsun, yoksa aslında benim daha çok soru sorarak cevap aradığım için daha umutsuz olduğumu mu?
ben: ikisi de değil. ben daha çok soru sormanın da bir şekli olduğunu ve önce doğru soru nasıl sorulur sorusunun cevabını aramanı ima etmiştim.
hayri: abi ben de şimdi başka bi diziden alıntıyla cevap vereyim sana.
ben: ne o, işin gücün yok dizi izliyorsun galiba
hayri: ben insan değil miyim abi?
ben: hayır, sadece bi hayal kahramanı
hayri: olsun! kendimi öyle hissediyorum. cevap vermemi engelleyemeyeceksin abi
ben: ver bakalım.
hayri: abi aşk herşeyin özrü olur mu zannediyorsun! hiç mi bitmeyecek zannediyorsun.
ben: bağlantı kuramadım
hayri: bak, ben sana şimdi derinden bağlayım. herşeyin özrü olması için aşkının hiç bitmeyecek kadar büyük olması lazım. bu kadar büyük aşk için de bu kadar büyük bir sevgili lazımdır. o kadar büyük ki, aradığın bütün cevaplar onda, soruların tamamı ondan olacak. ya da başka bir deyişle o umduğun gibi biri olmayacak, tamamen umudun olacak. ya da yine başka bir deyişle; yalancı olmayacak, çünkü yalan olmayacak...
ben:...