Tuesday, July 31, 2007

şuşi

wasabi filmini izlememişiniz varsa aranızda tekrar tavsiye ederek başlayım, reno'nun güzel filmlerinden biridir. aslında sadece bir sahnesi için izleyebilirsiniz; reno'nun (ki filmde bir polis) wasabi yediği sahne. filmi birkaç defa izlemiş olduğumdan mıdır bilinmez, bugün wasabi önüme konur konmaz tanıdım :). bu acı, dikkat edin diye de uyardım ama yine de dayanamayıp tadına baktım. evet: acı!

downtown'a (çarşı demek :)) sıcakta yapılan bir yürüyüşün arasında hafif açlığımızı bastırmak için birinden çıkan "suşi yer misiniz?" üzerine herkesin birbirine ebleh ebleh bakmasıyla başladı bütün herşey. bilmem, olabilir, o nası bişey, bi bakın isterseniz, neden olmasın lafları arasında teklif eden şahsın kapıya doğru yaptığı atakla içeri doluştuk. bol sayıda çekik gözlü arasından süzülerek küçük mekanda pek de ingilizce konuşamadığı belli olan bir başka çekik gözlü tarafından masaya oturtulduk. aynı çekik göz menüleri getirdikten sonra neyse ki siparişleri almaya bi amerikalı geldi. kızın piercingleri, giyinişi ve rengahenk saçlarını bi kenara bırakacak olursak sadece deneme amaçlı karışık suşimizi ısmarladık. önden gelen çubuklarla yine herkes bi önüne bir de başkasının ne yaptığına bakma moduna geçti. bu duruma acayip çorbaların gelmesiyle ve içilmesiyle bir miktar ara verilmiş olsa da suşilerin gelişine yakın liderimizim garsonu çağırdı ve çatal istedi. garson pek garipsemedi, gerçi ona göre iki çöpü kullanmak kolay olsa bile, normal göründü. normal olmayan garsonun bir çatal getirdikten sonra liderin "to all of us" şeklinde bir tabirle hepimize birden çatal bıçak gerektiğini vurgulamasıydı. hemen söyleyim, ben kullanmadım. çorba arasında geldiğinde kısa bir antrenman yaparak çubuklara alıştım. gerçi bi miktar yavaş kaldığım mutlaktır, ama olsun sonuçta balıklar ölüydü ve bi yere kaçacak halleri yoktu.

evet, suşi yada başka bir deyişle "şuşi" çiğ balık. daha önce de hayatımda bir tane alarak bi daha yemem demiştim ama yediğimin pek iyi yapılmamış olduğunun farkına vardım. bu yediğimde her türlü balık vardı ama tercihiniz salmon (somon) balığı olsun derim. tabi soya sosunun içine wasabi koymadan olmaz :)

Monday, July 30, 2007

balta

yine söylüyorum burası garip bir yer! insanlar yalnızken yanına yaklaşıp bir dokunsanız, yetiyor. sıralıyor her şeyi, hatasını, hasretini, acısını ya da sevgilisini. hatta olmayan sevgilisini bile anlatan var, onu da hasret zincirlerine yeni bir halka olarak takarken. uçsuz bucaksız kapitalizm deryasının içine düşmüş bir "kuruş'un", ruhu ile cüssesi arasında kalmış bir insandan ne farkı var? garip dedim ama(!?), şimdi pek emin değilim. "ben bi baltaya sap olamayacam" diye tekrarlayıp duran birine balta sapı olmak zaten kolay değil demenin neresi garip??

zaman

x: bi sussan artık, yetmedi mi zehirlediğin onca kişi
y: dayanamadım. aynı benim gibiydi, yani daha önce olduğum gibi. kaderin beni de bi zamanlar sürüklediği yerde gördüm onu. duvar aynı duvar değildi, üzerindeki şekiller de farklıydı hatta daha da yüksekti! belki dedim.
x: belki ne? sen mi aşıracaksın o duvardan? hadi bundan aşırdın, sonrakinde ne yapacak? sen yine orada olabilicek misin? sen kimsin?
y: bilmiyorum! bilmek istediğimden de emin değilim!
x: bilsen ne olacak ki? bi zavallı olduğunu öğrenmek senin gibi bir zavallıya ne katacak?
y: madem biliyordun, niye daha önce söylemedin?
x: anlarsın diye bekledim ama nafile! dönüp dolaşıp geldiğin noktanın aynı yer olduğunu fark ettiğinde anlarsın sanmıştım.
y: gezip dolaştığım, görüp duyduklarımın hiç mi manası yok?
x: işte yine aynı yerdesin, hala zavallısın...
y: senin gibi mi olmalıyım
x: birşey mi ima ediyorsun?
y: hayır! ne olmam gerektiğini bulmaya çalışıyorum.
x: boşa uğraşma, benim gibi olamazsın. hem olmak da istemezsin.
y: o zaman benim durumum daha iyi
x: o niye?
y: bilmem, ses tonundan öyle hissettim.
x: ortada bir ton bile yok! nerden çıkarttın?
y: okuyanın beyninde yankılanan ne?
x: o zaman öne geç!
y: öne geç? neyin önüne, fotoğraf mı çekeceksin.
x: soytarılık yapma! öne geçmenin, başı çekmenin, ipleri ele almanın zamanı geldi.
y: bence zamanı değil!
x: tam zamanı?
y: emin değilim?
x: daha bekleyecek misin?
y: belki biraz daha
x: artık istediğin kadar bekleyebilirsin...
y: bu ne demek şimdi?
x: zaman doldu! bu yazı bitti.

Sunday, July 29, 2007

washington dc

evet, yol hikayelerine yenilerini ekliyorum. bugün sacid'in tişörtünde yazan 95 numaralı interstate highway üzerinden washington dc'ye yol aldım. burada kısaca dc diyorlar çünkü burası eyalet değilmiş, özerk bir bölge, "district of colombia". ne anlamlar taşıyor tam ben de bilmiyorum ama emniyet şeritleriyle birlikte 6 şeritli bir otoyolda nasıl trafik olabiliyormuş onu gördüm.

anlatacak pek bişey yok aslında, dc nin içine girmediğimiz için filmlerde gördüğüm beyaz sarayı veya bilmem ne bakanlığını görmedim. ama aynı filmlerde adı geçen fairfax'de bi yemek yedim, hem de türk lokantasında hem de DÖNER! tadı çok güzeldi, hakikaten bu kadarını beklemiyordum. tabi açlığın ve özlemin kattığı tatları söylemeye bile gerek yok ama insan yine de yanında kibrit kutusu büyüklüğünde bir kapta yoğurt görünce gülümsemekten kendini alamıyor. fotoğrafını çekip dostum sacid'in yaptığı gibi flickr'da yayınlardım ama kıskanırsınız diye vazgeçtim :).

yolculuğu severim, bilen bilir, ama bu yolculuktan o kadar da zevk alamadım. otoyolun araba dolu olması, hatta trafik oluşması, çevrede ağaçlar dışında bakacak birşey olmaması ya da otoyol kenarlarındaki yüksek ses bariyerlerinin olması etkilidir belki. yanımdaki gencin kulaklıkları takıp arabanın içindeki tv'yi izlemesi ya da ondan sıkıldığı zamanlarda psp'ye dalıyor olması da bunda etken olmuştur kesin. kim bilir, belki de gözlerim tanıdık birşeyler aramıştır da bulamamıştır, ondan uykum gelmiştir. umut dünyası işte, belki hayalimdeki rüyama girer diye...

dünya küçük, bir eve girip 20-30 türkçe konuşan insanı görünce gülümsüyorsunuz kendi kendinize. bakıyorsunuz biri televizyonda gördüğünüz bi sima, diğeriyle türkiye'de tanışmışsınız da tekrar görüşmek buraya kısmetmiş, kimisi bulunulan entellektüel ortamdan çok çok uzak ama zevten dört köşe, çünkü muhabbet türkçe :)

Thursday, July 19, 2007

gece

geceleri seviyorum, kimsecikler olmuyor ortalıkta ama sohbet gırla. hararetli bir tartışma olayın bütün boyutlarını masaya yatırmış, şekillendirmeye çalışıyor. masal olsa gerek bu, en azından bir hikaye. belki bir kısmı yaşanmış, belki kalanı hala yazılmamış. konuşmaların en çok alevlendiği o anda malum soruyla herkes irkiliyor: kim yazacak? ben, "çekilin kenara" diyorum, destan yazmak için gölgeye gerek yok!

Ay dolandı suya düştü
Su ballandı ceylan içti
Çok küçüktüm kimi sevsem
Deli gönlüm sana düştü yar

gölgem çekingen tavırlarla bir kenara çekilirken yalnızlığımın derin ve donuk bakışlarıyla göz göze geliyorum. "senle, olsaydı şimdiye kadar olurdu" diyerek kenara itiyorum. destan yazmak için en az iki kişiye ihtiyaç var!

Bir düş gördüm ben düşümde
Baban seni bana vermiş
Çiçek açmış zerdaliler
Gece olmuş yol düşmüş yar

karar vermenin işin bir kısmını çözdüğünün ama kalanının hala ortada olduğunun farkına varıyorum. beni bilen bilir, sac'ın her başlığın altında yazdığı gibi "ne önemi var!".

Beni bilse yollar bilir
Dağlara sor rüzgar bilir
Şimdi sustum örtün beni
Bilen susar demedim mi yar

evet, "üstümü örtün", uyuma vakti geldi. gerçi 4 saat uyuma moduna geçmek için çabalıyorum bu ara ama henüz başarılı değilim. ama uzakta ışığı gördüm bile :).

Gece beni gizledi geceden
Gece beni sakladı geceden
Gece bana yol gösterdi gece
Yolcuyum bu gece

evet, dedim ya, geceleri seviyorum. bir karar alıyorum, kimse yokken, kendi kendime. sabah kalkıp uyguluyorum. yukarıda yazdığı gibi, gece bana yol göstermiş gibi oluyor sanki. kalktığımda kendimi hazır hissediyorum, kararlar alınmış hem de kimsenin ruhu bile duymadan ve mücadeledeki en önemli avantajı -süpriz- hissediyorum.

günaydın!

*Geceden, Haluk Levent şarkısı

melis macerası

ilk blog lafını bir dostumdan duydum, o da kardeşinden duymuş; kendisinin güzel de bir blogu vardır. nedir bu blog dediğimde dostum, "yazıyorsun işte, günlük gibi bişey. ne istersen yaz, anlat" gibi laflar etmişti. "hadi len" dedim ona :), evet ayen öyle. ama yine de kardeşinin blogu bir açıp baktım, ben yazmam yazı felan dedim kendi kendime. sonra nasıl blog alınıyormuş diye bir bakayım dedim, üç adımda bi anda blogum olunca kendimi sorumlu hissettim, birşeyler yazayım dedim. üçüncü blogu yazdıktan sonra şu benim arkadaşa-blogdan ilk bahseden, kardeşi olan- adresi gönderdim. o da bana bahsettikten sonra almış, üçüncü bloguda yazmış ama bana söylemiyormuş. tesadüf diyecem ama tam değil, birbirimizi tanımamızın etkisi vardır mutlaka...

gel zaman git zaman yaptığım blog kabardı, hatta bazıları ünlü olduğunu da söyledi ama pek inanmadım. bu blogdaki yazılarımdan bazılarının çok karamsar olduğunu söyleyenlerin eski blogumu görmediği belli. evet bu benim ikinci blogum, çünkü diğerinin miyadı doldu; sildim. merak edenlere: yazıları atmaya kıyamadım, hepsi hala bende :). ilk blogumu yazarken de birilerini etkileyim, kendimi tanıtayım, ülke-millet kalkınsın, cem uzan başbakan olsun gibi sloganlarım hiç olmadı, bunda da yok. diğer taraftan yazdığım birçok blogda, hatta çoğunluğunda bir mesaj hep olmuştur. tahmin edebiliyorum, 'kediyi merak öldürür'. yine de en çok merak edilen 5N1K'dan 1K'yı cevaplayım. mesaj çoğunlukla birilerine değil, zaten birine mesaj vermek istiyorsam ya adını zikrediyorum ya da niteliklerini tanımlayarak adres gösteriyorum (bkz. ilk paragraftaki dostlarım muh-sac kardeşler :)). mesajların bazıları genel, hakikaten bazı davranışları anlamakta zorlandığım olmuştur, bunu nasıl bir insan ya da insan evladı yapar diye merak ederek soruyu blog ortamına atmışımdır. bazı mesajların muhattabı bile yok; isteyen üstüne alsın, kendine çeki düzen versin ya da isteyen üzerine alınsın, hadi oradan desin. bazılarında da hiç mesaj yok, boşuna aramayın :):)

yalnız bu melis olayı farklı çıktı. ilk yazı tamamen malum şahısın blogunda melisi konuşturmasına nispet yapmak ve farklı bakış açısı sunmak üzere klavyeye alınmıştı. benimki gibi eller ve ayaklardaki parmakların sayısını geçmeyen izleyici kitlesine sahip bir blog için 9 comment alması inanılmazdı. daha inanılmaz olanı sadece bu yazı üzerine yaptığım msn yazışmaları ve maille yapılan ekstra commentlerdi :). ikinci yazıyı kaleme almak şart oldu; hem cevap yetişmedi, hem de anlatımda eksik kalan yerler vardı, belki biraz da savunma içgüdüsü :)

kabul ediyorum: ikincisi biraz daha sertti. içerik kesinlikle doğruydu, hatta daha sert olmasına karşın "sen haklısın" diyenlerin sayısı çoğunluktaydı :). güldüğüm nokta bir taraftan ikisini de benim yazıyor olmam, diğer taraftan aslında arkadaşımın kedisi olan melis karakterinin çok çok ciddiye alınması, irdelenmesi ve taraf haline gelmesidir. yine tahmin edeceğiniz gibi üçüncü yazı da bütün bunların üzerine geldi. yazının yorumlanması konusunda yeterli bilgi olmadığı konusunda bir açıklama yapmam şart, çünkü artık yazıların altında yazılan commentlerden daha çoğu mail ve msn mesajı olarak geliyor :) hatta comment yazmayıp, "yazamayacam şimdi ama yorumum ....." şeklinde msn mesajı atanlar var. aslında arada bi yerlerde-tam yerine bakamayacam şimdi- bahsettiğim mesajların çoğunu doğru okuyamamanız normal ama açık söylemek gerekirse, benim dördüncü yazıda iyice geyiğe vurduğum bu diyaloğun bu kadar ciddiye alınmasıydı.

sevgili dostum sac son melis bloguna hem comment yazdı, hem msnde "abi yazı çok güzel olmuş" gibi bir yorumda bulundu-evet o da çift dikişlerden :)- öyleyse güzel olmuştur. bu kadar da tepki aldığına göre benim görmediğim birşeyler de gizli mi acaba diye yazıyı tekrar tekrar okudum. arkadaşımın biri içerikle ilgili bazı yaklaşımlarda bulundu, simgesel ifadeler felan varmış ama açıkçası ben anlamadım, güzelmiş galiba özetle, sadece aklıma geldiği gibi, ara vermeden, elimdeki on parmağın sekizini harflere ikisini boşluk tuşuna vuracak şekilde yazdım-on parmak. başka bir tanesi diyaloglardaki aslında benim ne ifade etmek istediğimi açıklayacak şekilde yanına notlar alarak mail attı. ama yine de dayanamamış, bir bayan olduğunu belli etmiş. daha çok melis'in aslında ne demek istediğini ve ona göre yorumlarını yazmış :):). hemen bir teşekkür etmem lazım, hatta yorumlarını belki başkalarının görmesini istemeyeceğimi düşünerek bloga yazmamış-sağolsun çok incedir- ama ben yine de ilgili satırları aşağıda yayınlayacağım :):).

tabi bu kısma kadar sabretmiş olan sevgili blog okuyucuları bu manyak nereye vardır diyecek kadar çileden çıkmıştır heralde :) hemen söyleyim, satır aralarını da yazarak diyagoğu tekrarlayacağım. üç kişilik bir konuşma olacak, melis, ben ve ben :)

melis: abi naber? (canı sıkkın, hem ses tonundan hem tavırlarından belli)
ben: iyidir, senden. (farketti, açılana kadar pek pas vermeyecek. nasıl olsa sadede geleceği belli. bacaklarının etrafında S harfleri çiziyor, kaçmak bakışlar atıyor. biraz bekle)
melis: fena değil... (aslında iyi değil ama söyleyiş tarzı bu. bayanlara has bir özellik olduğu söylenir ama söyleyemeyen tiplerde böyledir :))
ben: -- (zaman kazanma hareketleri. topun el yaktığı bir anda hiç bulaşmadan onun gelmesini bekliyor. diğer taraftan üzerine giderse belki de açılmayacağını, açılamayacağını biliyor, çünkü direkt açılabileceği bir konu olsaydı daha farklı bir giriş yapardı. kısaca onu ürkütmekten korkuyor aslında)
melis: havalar da bu ara çok düzensiz, çok rahatsız ediyor. (malum, laf dolandırıyor. sonunda rahatsız ediyor dediğinde neyin var demesini felan bekliyor. belki başım ağrıyor felan diye cevap verip sonra niye? ne oldu? gibi bir soruyla açmasını isteyen bir laf dizimi aslında)
ben: düzelecekmiş (elindeki işten kafasını bile kaldırmıyor, ortalığın yatışmasını bekliyor. topu hala rakipte bırakıyor)
melis: pek keyfin yok galiba (:). ilk yazarken de gülmüştüm, aslında keyfim yok demek :):))
ben: yoo, çok şükür gayet yerinde (top hala rakipte. melisin patlamak üzere olduğunu biliyor ama böyle yapmazsa melisin olayı tam olarak anlatmayacağına emin. hem şimdi anlatmazsa, daha sonra yanına gidip neyin var, canın sıkkın gibi bir ifadeyle halini hatrını soracak. melis yine bişeyim yok diye başlayacaktır ama olsun :))
melis: abi canın birşeylere sıkkınsa bana açılabilirsin (sor artık diye kıvranıyo)
ben: sağol güzelim, iyiyim. (daha önceki melis tecrübelerinden saçma birşey olduğuna karar veriyor, onun için sormuyor, hatta dinlemek de pek istemiyor. kedi olduğunu aslında burada hatırlıyor)
melis: abi sen canın sıkılınca niye benimle paylaşmıyorsun? (saldırı başlıyor, bu da aslında sormuyorsun demek, niye? bir yandan da işin içinde bilmişlik var, böyle yapman lazım şeklinde dikte ediyor, standart hareket :))
ben: melis, iyi misin sen? (cerahati çıkartma vakti, iki taraftan hafifçe sıkınca patlar. çok bastırmazsan yavaş yavaş ama bi yere kadar)
melis: nasıl bir soru şimdi bu? (buraya gelene kadar sinirlendi tabi :) ama sinir iyidir, kavga da iyidir ama bunu çoğu kişi bilmez ya da anlamaz. insanlar birbirlerine karşı asıl düşündüklerinin çoğunu kavgada söyler aslında. hani bir söz var ya, "senin bu dediğin kavgada bile denmez" şeklinde, o laf buralardan gelir. kavga sırasında adrenalin salgılanır, tansiyon ve kalp atışı artar, beyin aşırı yüklenir aslında; daha hızlı düşünmesi gerekir. dolayısıyla doğruların üzerine kılıf geçirmek için zaman yoktur. kavganın güzelliği kötü sözler değildir elbette, devamındaki tatlı sözler ve paylaşımdır. işin uzmanı değilimdir ama büyük aşkların bile kavgayla başladığı görüşü duvar yazıları olacak kadar bilinir. herkesin evinde de kavga vardır, hem de bu kaçınılmazdır. çocukların çoğunun düşündüğü gibi bu sevgi ve saygısızlıktan değildir, aşktandır-ama çoğu durumda şiddet yoktur!.)
ben: unut gitsin. (bir adım geri atama olayı. diğer bir deyişle sobaya bir odun daha atılır:))
melis: sanırım bir hata yaptım ve şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. (bakla yerinden fırlar. eminim ki bu bakla başka türlü çıkmazdı. niye mi? çünkü ben yazdım :))
ben: devam et (birkaç sebebi var. 1. melis konuya girene kadar kök söktürdü, canı sıkıldı. 2. ateşi sıcak tutmalı 3 okuyucuya "ohaa, bu kadar da olmaz ki" dedirterek reyting sağlamak :). işe yaradı)
melis: ya hassas bir durumdayım görmüyor musun? biraz daha nazik olamaz mısın? (olayı abartıyor, üzerinde bi miktar baskı kurmak istiyor gibi diğer taraftan. içerik olarak konunun ikimizle ilgili olduğuna ait ilk ip ucuda burada geliyor)
ben: devam eder misin lütfen (durumu çaktı, pas vermiyor. diğer taraftan "devam et" satırındaki anlatım hala devam ediyor. yalnız 3. maddedeki vurgu artırılıyor)
melis: yok, ben vazgeçtim. senden olmaz (atak sırası meliste. erkeğe söylenmeyecek nadir laflardan biri. içinde tanımlama yok, çok genel. karşısındakinin sigortalarını attırarak hem konuya kendi girişi için zemin hazırlıyor, hem de öc alıyor. bunu sadece melisler yapabiliyor :):))
ben: yav ne şimdi bu. kızınca ali usta kızma, sonuçta bi kedi diyor. blogu takip eden başka biri acımasız, diğeri nankör olarak suçluyor. dahası da var: yazıyı yazan benim, senin taraftarların ya da gavurcası 'fun' ların var. hepsi yetmiyor gibi bi de bana olmaz diyorsun. (blog okuyucularına sempati, teşekkür ve mesaj var. kızgın bir ifade gibi görünse de hiç alakası yok aslında, geyiğe devam)
melis: tamam abi kızma, bi sakin ol. (ileri gittiğinin farkında. hem üstüne gitmeye devam ederse konudan da uzaklaşacak, azıcık geri adım, çok değil)
ben: tamam boşver, sakinim. sinirlenecek bişey değil zaten; sonuçta ben konuşturmuyor muyum? (kedi olduğunu hatırlatma, tuzağa düşmeyin der gibi :) aslında hepsi ben ya da başka bir deyişle ben, gölgem ve yalnızlığım)
melis: haklısın abi, en büyük sensin. yüce insan, büyük kişilik (sac haklı :). ayar veriyor)
ben: tamam tamam. söyle hadi, ne oldu? (çok yememekle birlikte finale hazırlık lazım. acelecilik başladı)
melis: abi kızmayacaksın ama (damara basacak belli. yapmadan olmaz, o zaman melis olmanın ne anlamı var :)
ben: kızacağım birşey mi? (kaderin batsın :) biliyor ama yine de soruyor)
melis: olabilir ama söz ver kızmayacaksın. (genel mesaj vermek için melisten pas alınır)
ben: ya bak saçmalıyorsun yine. kızacağımı bildiğin birşey söylüyorsan elbette kızacağımdır. ben de bunu anlamıyorum bir türlü. "bak bişey söyleyeceğim ama gülmeyeceksin", "bişey söyleyeceğim ama kızmayacaksın","bişey söyleyeceğim ama üzülmeyeceksin","bişey söyleyeceğim ama şaşırmayacaksın". (genel mesaj verilir)
melis: kızacaksın yani. (kızacağını biliyor ama akıllı. önceden hafif hafif yakıyor ki, sonra patlamasın)
ben: -- (kafa üstünden dumanlar çıkmaktadır)
melis: tamam, bunu kızmayacaksın olarak kabul ediyorum. (standart davranış: herşeyi istediği gibi anlıyor, istediği gibi olduğunu kabul ediyor :))
melis: ben burda kalmaya karar verdim, senin yanında. seni sevdiğimi anladım, ölene kadar yanında olacağım. (:):). çoğunluğu daha önceki yazılardaki serinin takibi için. diğer taraftan bazı eleştirilere ve olayın bi şekil almasına taraftar olanlara yapılmış bir jest. diğer taraftan vuslat anını vurgulayarak yüz güldürme, mutlu son olayı)
ben: hangimiz ölene kadar? (:D yazarken de çok güldüm. "sadece mantığıyla düşünenler budaladır" lafını hatırladım. aslında işin mantıklı düşünülebilecek yanını vurgulamanın yanı sıra lostta michael'in ana lucia'yı vurduğu anda seyircilerin bir anda patlayıp küfür etmesi gibi bir sahne olsun diye. tabi herkes beni çoğu zaman mantıklı ve hep böyle düşünen biri sandığı için etki kaçınılmaz şekilde büyük)
melis: abi tamam ya, vazgeçtim. seni iki satır romantizmin içine sokabilmek için en az yirmi satır uğraştım, bi satırda yerle bir. tamam ya: bitti! (bitti)


arkadaşın yorumu:

melis: sanırım bir hata yaptım ve şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. (Burda yine kararsız konuşturuyorsun melis i gerçi herkez melis değil unutma sende değilsin üstelik bir dişi kişiliği konuşturmak karşı cins tarafından pekde gerçekci olmasa gerek)

ben: devam eder misin lütfen Melis hassas durumdayım diyorsun yaptığın sadece devam edermisin oluyor hayret ya :)

melis: olabilir ama söz ver kızmayacaksın. BURADADA NASIL ÇEKİNİYORSA DİYECEĞİNİ DİYEMİYOR DEMEKKİ BÖYLE BİR İMAJIN VAR

melis: tamam, bunu kızmayacaksın olarak kabul ediyorum. ben burda kalmaya karar verdim, senin yanında. seni sevdiğimi anladım, ölene kadar yanında olacağım. VALLA HERKEZE BÖYLESİ NASİP OLMAZ ÖLÜMÜNE KANKASINIZ YANİ :)

ben: hangimiz ölene kadar? Bu seni öldürür :))))))))

tekrar teşekkürler.

not: bu kadar yazacak ne vardı, biz bu adamı ne yapmaya gönderdik, o ne yapıyor gibi lafları duyar gibiyim :). değişiyor muyum ne?; artık eve iş getirmiyorum. lostun 2. sezonu da bitirdik, bugün ara verdik. odaya çekildim, nette gezerken bunlar döküldü.

vesselam...

Wednesday, July 18, 2007

sac'ın hakkı sac'a (lost'tan)

evet, yazacağım kısa bloglardan biri. sac haklı. şerefsiz michael!

not: ikinci sezon bitti.

Tuesday, July 17, 2007

kedinin dediği

melis: abi naber?
ben: iyidir, senden.
melis: fena değil...
ben: --
melis: havalar da bu ara çok düzensiz, çok rahatsız ediyor.
ben: düzelecekmiş
melis: pek keyfin yok galiba
ben: yoo, çok şükür gayet yerinde
melis: abi canın birşeylere sıkkınsa bana açılabilirsin
ben: sağol güzelim, iyiyim.
melis: abi sen canın sıkılınca niye benimle paylaşmıyorsun?
ben: melis, iyi misin sen?
melis: nasıl bir soru şimdi bu?
ben: unut gitsin.
melis: sanırım bir hata yaptım ve şimdi ne yapacağımı bilmiyorum.
ben: devam et
melis: ya hassas bir durumdayım görmüyor musun? biraz daha nazik olamaz mısın?
ben: devam eder misin lütfen
melis: yok, ben vazgeçtim. senden olmaz
ben: yav ne şimdi bu. kızınca ali usta kızma, sonuçta bi kedi diyor. blogu takip eden başka biri acımasız, diğeri nankör olarak suçluyor. dahası da var: yazıyı yazan benim, senin taraftarların ya da gavurcası 'fun' ların var. hepsi yetmiyor gibi bi de bana olmaz diyorsun.
melis: tamam abi kızma, bi sakin ol.
ben: tamam boşver, sakinim. sinirlenecek bişey değil zaten; sonuçta ben konuşturmuyor muyum?
melis: haklısın abi, en büyük sensin. yüce insan, büyük kişilik
ben: tamam tamam. söyle hadi, ne oldu?
melis: abi kızmayacaksın ama
ben: kızacağım birşey mi?
melis: olabilir ama söz ver kızmayacaksın.
ben: ya bak saçmalıyorsun yine. kızacağımı bildiğin birşey söylüyorsan elbette kızacağımdır. ben de bunu anlamıyorum bir türlü. "bak bişey söyleyeceğim ama gülmeyeceksin", "bişey söyleyeceğim ama kızmayacaksın","bişey söyleyeceğim ama üzülmeyeceksin","bişey söyleyeceğim ama şaşırmayacaksın".
melis: kızacaksın yani.
ben: --
melis: tamam, bunu kızmayacaksın olarak kabul ediyorum. ben burda kalmaya karar verdim, senin yanında. seni sevdiğimi anladım, ölene kadar yanında olacağım.
ben: hangimiz ölene kadar?
melis: abi tamam ya, vazgeçtim. seni iki satır romantizmin içine sokabilmek için en az yirmi satır uğraştım, bi satırda yerle bir. tamam ya: bitti!

Monday, July 16, 2007

lost (forever)

x: abi bu kız üçgen vücut
b: tepe açısı da büyük
y: o ne demek?
b: geniş omuzlu demek abi
x: abi, Clarie duymasın
b: abi adımız çıkmış, şirin dedik ne olmuş
x: yok bişey abi, ben de senin onu şirin bulduğunun farkındayım
y: bak söylüyorum, bu da i love you
b: abartma abi, ana lucia'ya bişey dedim mi?
x: bıraksak açıyı söylüyordun abi
b: hay mühendis beynimi ....
y: hangisini seçecen hoca
b: bak sonuna hoca koydun, beni germeye başladın. bizim arkadaş da soru soracağı zaman msn de böyle başlıyor. öylesine söylese bile şüpheleniyorum :)
x: abi soruya cevap vermedin
b: unutursunuz diye umut etmiştim, lostun bu bölümü de biraz sıkıcı geldi galiba
y: he ya, herkes mutlu, böyle bitirecekler bölümü
b: bi tane daha izleyelim o zaman
x: abi (y'ye), konuyu değiştiriyor
y: claire i bırakmaz o
b: dört hakkımı da kullanabiliyor muyum
y: öyle bi hak yok
b: niye abi
y: bizim hanım duyarsa asar beni
b ve x: :):):P
b: o zaman biz kullanırız
x: abi beni de sayma, geçen sen bi sor dedin ya, o zaman bi ucundan bahsettim, acayip kızdı valla.
b: haydaaa! sen nasıl söyledin kıza
x: dört tane hakkımız varmış, burdaki abi öyle söylüyor dedim
b: yuhhh! ulen öyle denir mi? bulaşıkları yıkayacak biri lazım, sonra çamaşır ve diğer ev işleri için de diyeceksin. sırf sen rahat etti diye, çaktın mı?
y: helal ya, süpersin. ben hiç böyle düşünmemiştim
x: abi fikir temeli iyi de, bunu biraz desteklemek lazım.
b: doğru söylüyorsun, biraz da çaktırmadan gözünü korkut
y: o nasıl olacak
b: abi sen evlisin
y: yav onun için dikkatli dinliyoruz zaten :)
x: nasıl yapacaz abi
b: beş çocuk isteyin
x: abi ne yaptın ya, kreş mi açacaz
y: bak bu da güzel bi fikir
b: ya şimdi başımı belaya sokacaksınız. bunları öyle bi anda söylerseniz topu dikersiniz. onu bi ben yapıyorum, sonra amerikaya kadar kaçıyorum :). siz yavaş yavaş söyleyeceksiniz, tepki büyüyünce geri çekileceksiniz
y: ya hocam, acayip taktikler var sende
x: abi ben söyleyemem, korkarım
b ve y: :):):)
y: çaktırma, ben de söyleyemem
b ve x: :):):)
x: abi şimdi sen dört ayrı kişiden beş çocuk isteyipte mi geldin buraya?
b: yok ulen, serbestiz de onun için bu kadar sıkıyoruz
b, x ve y: :)::P


x: abi bu onlardan
b: adırs, adırs
x: locke'ın aklını karıştırdı
y: jack'e de yaptı onu
x: fitneci abi bu
b: bu ana lucia'nın başka elbisesi yok galiba
y: yine kızları mı konuşacaksınız ya
x: abi zaten üç dört tane kız var
y: claire le başlarsınız zaten
x: yok abi, sen kusura bakma da ben bugün claire'nin giydiği elbiseyi hiç beğenmedim
b: haydaaa, ne kusura bakacam yav. dizi bu. nesini beğenmedin, dekolte mi?
x: yok abi, ben bu tip elbiseleri sevmiyorum.
b: nesini?
x: bilmiyorum abi. hep böyledir. heralde üstündeki dalgalanıyor ya, dikkat felan dağıtıyor, ondandır.
y: bak yine konuşuyorsunuz
b: abi zaten konuyu böyle kurmuşlar, baksana dört tane kız adayı ne hale getirdi
y: bu koreli iyi bak
b ve x: nası yani
y: yok iyi derken, iyi yani
b: biraz açsan
y: bunlar biraz köle gibi oluyor, bak jin'e nasıl sahip çıkıyor. bizimkiler bozulmuş
b: abi eskiden öyle miymiş?
y: sanmam, ama olsa iyi olurmuş
b: tabi şimdi kölelik yapıyorsun, zor geliyor
y: karıştırma orasını, seni de görürüz
b: halimiz ortada işte, köle arıyorum diye ilan verdiydim
x ve y: ciddi mi?
b: sizce?
x: abi böyle sakalın var mıydı?
b: bi ara tüm sakalla gezdim ama bu konuda pek işe yaramıyor
y: hata yapmışsın, bi de şimdi görseler hepsi köle olur
x: hepsi kim abi? kaç kişi
b: şimdi ben de aynı soruyu soracaktım :):)
y: yav ne bileyim, lafın gelişi
b: abi kalbimi kırdın şimdi
y: ya ben ne bileyim, onu sen söyleyecen. bak bi yürüyüşe çıktık, kız direkt laf attı.
x: kim abi
y: sokakta oturuyordu yav, bunu görünce bişeyler sordu
b: abi kayboldunuz yine
x: anlaşıldı abi, konu değişiyor
y: ben bişey anlamadım zaten bu bölümden
b ve x: ben de...
x: baştan izleyelim mi abi?
b, x ve y: :):):P

Friday, July 13, 2007

lost geyiği (cont'd)

x: haydaaa, bu kate şimdi niye jack'i öptü
y: ben demiştim, bunlar i love you
x: abi tamam da, az önce sawyer'ı bekliyordu
b: e bi yere kadar
x: nasıl abi?
b: yorum yok, aramızda evliler var
y: niye yav, söyleyin de biz de öğrenelim
b: abi, sen söyleyecen, biz öğrenecez esas
x: abi Allah böyle kızlardan korusun
b: ulen eksik dua etme, bak sonra kimseyle evlenemezsin
x: niye abi, ne dedim ben şimdi
y: bütün kızlar böyle mi diyorsun?
b: ben öyle birşey demedim, yorum yok! eksik dua etmeyin dedim sadece. neresini beğenmediğinizi söyleyin. bak kız güzel mesela
x: ohhh, ok abi, i got it.
y: ben anlamadım yav, niye şifreli konuşuyon.
b: abi şifre felan yok ya, sen uyukluyorsun yine
y: var bişey, siz geçen de kızlar hakkında konuşuyordunuz
b: haydaaa, yavaş abi. duyan da bişey sanacak
y: biz duymadık da onun için bişey sanıyoruz. neyse, Allah size hayırlı eşler nasip etsin, öyle diyelim
b ve x: AMİİNNNNN
x: abi bu da eksik olmasın
b: nası yani
x: bizi de eşlerimize hayırlı etsin
b ve y: AMİNNN
x: aslında bu da kendimize dua etmek gibi oldu şimdi
b, x ve y: :):):)


x: bu Ana Lucia hamile abi
y: yok yav, karnında bişey yok
b: yok abi, hamileymiş yani, bişey olmuş
x: evet abi
b: şimdi bunu da bi yere bağlarlar. bu hatun da kesin birini öldürecek
y: adaya bak yav, katil dolu.
x: abi bunları büyük pişmanlıklar olarak koyuyorlar, olmayan da var sanırım
y: peki bu kadın (kate) bu kadar iç çamaşırını nerden buluyor
b: iç çamaşırını nerden gördün abi
y: yav üstündeki işte, iç çamaşırı gibi şey giyiniyor
x: abi yavaş :)
b: ada biraz sıcakmış :)
y: ne şimdi bu
x: abi buna şey diyorlar, body
b: yok yav, başka bi adı daha var olması lazım, askılı bluz felan
y: askılı body o zaman
b: bi de bistüyer vardı galiba, o neydi
x: abi o kesmek için değil mi
b: yok o bistüri
y: bu o dediğinden galiba
b: yav lock ne dedi
x: anlamadım abi
y: jack'e sen ne için gidiyorsun dedi
b: sen izliyor muydun abi?
x: jack ne dedi
y: o bistüyer değil, büstiyer olacak
b ve x: :):):)

Tuesday, July 10, 2007

kedi merdiveni 2

melis: abi ben aşık oldum galiba
ben: aferim
melis: ne demek şimdi bu? kinaye mi yapıyorsun?
ben: bak yine ters başladın, sonra herkes bana kızacak. bi sefer de seni seviyormuşum gibi düşün
melis: peki, bu ne demek şimdi? beni sevmiyor musun?
ben: pes! iki satır bile yazmadan kendimi boğazıma kadar batmış hissettim.
melis: abi, sorumu hala cevaplamadın...
ben: hangisini diye sormaya korkuyorum
melis: birinciyle başlayalım; aferim ne demek?
ben: esas soruyu sona saklayacam ama buradan bi başlayalım diyorsun yani
melis: abi minderden kaçma, bekliyorum
ben: aferim, aferim demek. takdir kelimesi
melis: yani aşık olmam büyük başarı diyorsun
ben: bu cümlenin sonu da bana dönüyor. aferim dedim, güzel birşey olduğu için
melis: ben sana ne zaman aferim diyeceğim peki
ben: konu ben miyim? niye buraya geldi yine laflar
melis: seni anlamaya çalışıyorum da ondan. aşık olursan belki beni biraz anlardın diye düşündüm bi an
ben: seni tam anlamıyla anlayabileceğimi sanmıyorum, onun için mümkünse konuya geri dönelim
melis: peki, sen bana aşık oldun mu?
ben: kedi olduğunu yine unutmaya başladın sen...
melis: beni sevdiğini de sanmıyorum
ben: neden? bütün bunlar aferim dedim diye mi?
melis: newton kanunları var diyen sen değil miydin? üçüncü kanun etki-tepki prensibi
ben: yani sen beni sevmediğin için benim de seni sevmediğimi mi düşünüyorsun?
melis: ne alakası var abi, senin fizik biraz zayıf
ben: ya, öyledir. esas hayat bilgisi sınıfta kalır durumda ama neyse?
melis: şu losttan kafanı bi kaldırsan aslında neler göreceksin ama...
ben: mesela
melis: bana hiç zaman ayırmıyorsun abi, muhsin böyle değil
ben: git onunla konuş o zaman, hem o lost'u bitirdi. bütün vaktini sana ayırsın, durmadan konuşun
melis: o da olmuyor be abi, geyik geyik nereye kadar. biraz da hayatın anlamına inmeli
ben: aramızı açamazsın, ikimiz de kaliteli geyik için zeka gerektiğini biliriz
melis: bütün bunları biliyorsunuz ama hayat bilgisi hala zayıf?
ben: senin uykun gelmedi mi?
melis: tamam abi, iyi geceler...

lost geyiği (cont'd)

b: işi bırakacak şimdi
y: Çinliyle ne zaman karşılaşacak
x: kız heralde gördü adamın iyilik yaptığını
b: yok ya bak şimdi sahilde çiftleri gördü, canı çekecek. Zaten kızın da en zayıf anı
x: işte, turuncu geliyor
b: ohaa, bu kimmiş
x: ana, bu o değilmiş
b: olsun
x: kıza çarptı
y: işte abi, tevafuk bu, turuncu şart değil
b ve x: :):):)

b: yav karakterlerle çok oynuyorlar. Bu claire’yi de iyice güzelleştirdiler
x: abi sen onu ilk uçak düştüğünde de söylemiştin
b: ama bak, nasıl şirinleştirdiler
x: o zaman hamileydi, anaç. Şimdi biraz daha seksi yaptılar
b: evet mimikleri de güzel
x: abi aksanlı da konuşuyor, tam sana göre
b: :):), aksan ne alaka
y: ne oluyor ya, ben bişey mi kaçırdım
x: yok abi, claire’i konuşuyoruz da, nasıl değişti demi diye
y: doğum yaptı ya

b: abi bu kız daha vahşi, bence kate’i döver
x: yok abi, diş dişe
b: ona dişe diş diyoruz biz :). Bunda da aksan var mı?
x: yok abi, bu biraz hispanik’e kayıyor
b: abi sen uyumuyorsun değil mi?
y: hııı?
b: yok abi, devam et. Bi daha senle lost izleyen Michael gibi olsun
x: niye Michael abi
b: zenci ya, ondan
y: durun bi ya, ne dedi
b: abi bu kate’i döver mi?
y: hangi kate?
b: abi kaç tane var?
y: kate sawyer’a i love you, bak şimdi
b: bunu da bildi, yuh
x: abi bi karar vermesi lazım, doktor mu yoksa bu mu?
b: bu alışma devresi, boşta olunca seçenekleri gözden geçiriyor. Yazarlar arasında kadın var mıydı?
x: abi bu çok kötü ama, hiç erkekleri düşünmüyorlar mı?
y: yav siz bugün hep kızları konuştunuz, ne oluyor?
b: yok ya, öylesine. Dizideki özlü sözün ruhuna inmeye çalışıyoruz
y: hangi söz?
b: when you stop looking for?
y: when?
b: abi dinlemedin mi?
y: dinledim ama hatırlamıyorum.
x: when you find it!

Wednesday, July 4, 2007

lost geyiği (cont'd)

y: abi bu buna i love you
x: yok abi çadırı yaptırmak için öyle yapıyor, seyid'i sevdiği felan yok
b: ya bu shanon başından beri böyle, dişiliğini kullanıyor yine
x: evet abi

bi süre sonra locke (nasıl yazıldığını hatırlamıyorum) shannon'la konuşup yeni bir hayata başlamasını söyler

y: bak yeni bi hayata başlayacak
b: ee
x: evet abi, seyidle
b: kız değil mi? sırf inadına yapar
x ve y: evet abi
x: yazık oldu güzelim kıza
b: öyle deme yav, o da bi can :) birbirine uymayan bi sürü çift var
y: bu da fazla yav :)
b: bu lostu çok dikkatli yazmışlar, şimdi güzelim kız seyide aşık oldu diye bütün ıraklılar bu diziyi izler
y: hepsi amerika dostu olmuştur bile bu bölümden sonra
x: ırakta izleyen var mı acaba
b: vardır yav, niye olmasın. sırf bunun için yayınlarlar :)
y: o değil de, gitti güzelim kız!


y: bu hurley hakkatten uğursuzmuş dude
b: başladı dude muhabbeti de, demişlerdi zaten
y: dude, öyle ama. adamın ev bile yandı
x: uçağı bu düşürdüm sanıyor
b: loto numaralarını hatırlayan var mı
x: 4 9 16 23 42
b: burda loto 5 rakamla mı oynanıyor
y: ne rakamı?
b: abi yine mi uyuyon, loto rakamları var ya, adadan gelen ses, fransız chik'in kağıttaki
y: aha bu bölümde bitiyor, aha rakamlar kapağın üstünde, siz kaç demiştiniz
x: bundan sonra gelen rakam kaç
b: bak birinciyle üçüncünün toplamı toplamı 4. oluyor galiba
y: bu bölüm korkunç bitti şimdi, rüyama girecek
x: sayılar mı abi
y: yok ya, olay çözümsüz kaldı. bi bölüm daha mı izlesek
b: abi başka bahane bul, yatacaz :)

Monday, July 2, 2007

kedi merdiveni

ben: melis bi sus artık
melis: niye abi, daha dün konuş diyordun
ben: o zaman konuşsaydın, susmasaydın
melis: abi sen de bi türlü anlamadın
ben: neyi anlamadın
melis: bak yine yapıyorsun
ben: ne yaptım yine ya
melis: anlamazlıktan geliyorsun
ben: anlamadım ki zaten
melis: abi anlaman lazımdı
ben: eşeklik işte, yapacak bişey yok
melis: öyle deme abi
ben: tövbe tövbe
melis: dua etmeye ne gerek var abi, medeni iki kişi gibi konuşarak anlaşsak
ben: konuşacağın zaman susup beni çatlatmasaydın, bütün bunlara ne gerek vardı
melis: tamam abi ben gidiyorum
ben: ya ne istiyorsan yap artık, orasını anladık, aklına koymuşsun. ne desek boş
melis: abi bi deneseydin
ben: neyi?
melis: gitme deseydin
ben: olayın sonu belli oldu, yine ben suçlu olacam. zaten bi konuştun pir konuştun; sana gelmeden herkes beni suçladı bile
melis: ne için?
ben: sevmeyi bilmiyormuşum, baksana commentlerde ne yazmışlar. sevmediğimi yazan bile olmuş
melis: gerçekten öyle mi abi
ben: melis! ben sana git dedim mi?
melis: demedin ama...
ben: ama ne? bıktım bu 'ama' lardan, 'da' lardan. birşeyin sonunu niye başka yere bağlıyorsunuz ki?
melis: ben anlamadım ne demek istediğini
ben: yaşamaya devam et, ama deme, de ya da da deme. "ben seni seviyorum AMA..." gibi bir cümle kurma ya da "senden çok iyi bir sahip olur DA..." gibi bir cümle de. bu senin yaptığın neye ne kadar inandığını gösteriyor. aslında dersi geçerim de, araba kullanmak problem değil de, para mühim değil de, isteyen istediği gibi giyinebilir ama, matlab bunu yapar ama. ya yap, ya da gölge etme, ya sev ya da terk et.
melis: ---
ben: susma, konuşma da. yap!
melis: abi bunları hak ediyor muyuz?
ben: kararı sen vermişsin, payları sen dağıt
melis: ----
ben: ----

lost geyiği (cont'd)

y (aynı y): abi bu çinli hiç mi anlamıyo
b (aynı ben): o koreli değil miydi?
y: ha tamam
x (aynı x): anlamıyor abi
y: ne dedi bu uzun saçlı az önce
b: your wife is hot
y: o ne demek ya
x: abi karısına laf etti, ateşli felan dedi
y: onu anladık ya, şerefsiz herif

arka arkaya iki bölüm izlenmiştir. hala ışık kapalıdır ama monitörden yansıyan ışık izleyicilerin yüzünü hafifçe aydınlatmaktadır.
x: ne yapıyoruz abi
b: yarın erken kalkacaz, sabah virginia beache gidiyoruz
y: ne yapalım
b: bilmem, siz karar verin
x: abi ben bi tane daha izlerim, hatta iki
y: ya bilmiyorum, kararsız kaldım, izlesek mi?
b: oylama yapalım
x: ben izleyelim diyorum
y: ya karar veremedim
b: tamam, oylama yapalım. şimdi gözleri kapatıyoruz, oylama yapıyoruz
y: e oylamayı nası görecez o zaman
b: abi gözleri sonra açacaz heralde
x ve y: tamam
b: kapatın gözleri, oylama dediğimde isteyenler el kaldırsın, aç deyince gözleri açın :), sadece gözleri
b: kapat gözleri, oylama, gözleri aç
b, x ve y: :):):):)
b=el havada, x=el havada, y=eller aşağıda
y: hani erken kalkacaktık
b: dayanamadım
x: abi koyuyorum
b ve y: koy ulen

bölümün ortası:
b: abi o neydi
x: kutup ayısı olmasın
b: abi (y'ye) sen gördün mü
y: zzzzz
b: abi yuh yaa, uyudun mu?
y: biraz dalmışım
b: biraz mı? horluyorsun abi
y: ne oldu
x: abi en son nerde daldın
y: charlie jack'le konuşuyordu
b: yuh, o bölümün başıydı yav
y: tamam tamam uyumuyorum
x: abi bitiyor zaten