Tuesday, August 7, 2007

fırtına

önce rüzgarın sesi duyulmuştu hafif ve uzaktan. şehrin üstüne çoktan siyah bir perde örtülmüştü bile. fırtınanın gelişini herkes bekliyordu zaten, tedbirini de almıştı ama doğayla oyun olmayacağının herkes bilincindeydi. önce uzaktan hafif hafif aydınlanmalar başladı. şimşekler ses gelmeyecek kadar uzaktaydı ama fırtınanın gelişi artık yakındı. halis sıkıca annesinin üstüne örttüğü battaniyeye sarıldı. bu aklı başında yaşayacağı ilk fırtınaydı; oldukça korkuyordu, bir o kadar da heyecanlı. daha önce hiç görmediği fırtınayı büyük, üç gözlü ve dört bacaklı bir canavar olarak hayal ediyordu çünkü okuduğu hikaye kitaplarında en çok üç gözlü canavardan korkuyordu. anlattıkları kadar büyükse kesin dört tane de kolu olmalıydı. sığınağın en dıştaki kapısı rüzgarın etkisiyle hafif hafif vurarak ses çıkartmaya başladığında Halis nerdeyse uyumak üzereydi. irkildi. korkuyla silkelenip etrafına bakındı ve yan komşunun oğlu ile göz göze geldi. selcan ondan birkaç yaş kadar büyüktü ve hiç beraber oynamamışlardı, çünkü selcanın annesi onun sokakta oynamasını istemiyordu. halis neden acaba diye düşünürken muazzam bir gürültüyle olduğu yerde sıçradı ve battaniyesini kafasının üstüne geçirdi. bu sadece fırtınanın öncüsüydü, bir manada akıncı. halis hafif hafif titrerken bir yandan da merakıyla cebelleşiyordu; acaba dışarıda ne oluyordu. aklından geçen bunca soru arasında uzandığı yerden hiç kımıldamadan battaniyesini hafifçe araladı. işte tam o sırada akıncı birliğinden bir yıldırım daha gözlerinin önünde patladı. artık battaniyenin altına kaçmak için çok geçti. arabanın farlarının önünde çakılıp kalan bir tavşan gibi olduğu yerde dondu kaldı, ta ki hayatında işittiği en yüksek çığlığı duyana kadar. titremesi geçmişti artık, belki artık olan olmuştu ondan belki de olanların hakiki gerçekliğine alışmıştı. burgular halinde ilerleyen rüzgarın kopardığı dış kapının gözleri önünde göğe doğru süzülüşünü gördüğünde tepki bile vermemişti. açılan kapıdan içeri doğru püsküren su damlalarından birkaçıyla kendine geldiğinde etrafındaki çığlıkları duymaya başladı. kafasını çevirip etrafına baktığında göz damlaları yağmurla yarışan selcanı tekrar gördü. acaba annesi dışarıda oynamasına izin verse bu kadar korkarmıydı diye düşünürken kafasının arka tarafında bir acı hissetti ve kendinden geçti. sanki gece boyunca hiçbirşey olmamış gibi ışıl ışıl parlayan güneş ışınlarıyla gözleri kamaştı, sabah olmuştu. hafifçe doğruldu ve paramparça eşyalarla dolu etrafına baktı; etrafta kimsecikler yoktu. ayağa kalktı ve ışığın geldiği kapıdan dışarı çıktı. bir gün önce koşup oynadığı top sahasına, sokaklara, evinin bahçesine ve devrilmiş ağaçlara uzun uzun baktı. ne yol belliydi ne de kimseden bir iz vardı. derin bir nefes aldı, kirli elleriyle üstünü temizledi ve yeni doğan güneşi arkasına alıp yavaş yavaş yürümeye başladı...

1 comment:

Anonymous said...

fırtına geleceğini bilsen bile hazırlık yapamayacağın ne olacaksa olacak olan sonunda sadece ufak tefek yaralarla kurtulmayı umut ettiğin ve insanın hayatında zaman zaman yaşamak zorunda olduğu birşeydir.

aşık cimcime )