ilk blog lafını bir dostumdan duydum, o da kardeşinden duymuş; kendisinin güzel de bir blogu vardır. nedir bu blog dediğimde dostum, "yazıyorsun işte, günlük gibi bişey. ne istersen yaz, anlat" gibi laflar etmişti. "hadi len" dedim ona :), evet ayen öyle. ama yine de kardeşinin blogu bir açıp baktım, ben yazmam yazı felan dedim kendi kendime. sonra nasıl blog alınıyormuş diye bir bakayım dedim, üç adımda bi anda blogum olunca kendimi sorumlu hissettim, birşeyler yazayım dedim. üçüncü blogu yazdıktan sonra şu benim arkadaşa-blogdan ilk bahseden, kardeşi olan- adresi gönderdim. o da bana bahsettikten sonra almış, üçüncü bloguda yazmış ama bana söylemiyormuş. tesadüf diyecem ama tam değil, birbirimizi tanımamızın etkisi vardır mutlaka...
gel zaman git zaman yaptığım blog kabardı, hatta bazıları ünlü olduğunu da söyledi ama pek inanmadım. bu blogdaki yazılarımdan bazılarının çok karamsar olduğunu söyleyenlerin eski blogumu görmediği belli. evet bu benim ikinci blogum, çünkü diğerinin miyadı doldu; sildim. merak edenlere: yazıları atmaya kıyamadım, hepsi hala bende :). ilk blogumu yazarken de birilerini etkileyim, kendimi tanıtayım, ülke-millet kalkınsın, cem uzan başbakan olsun gibi sloganlarım hiç olmadı, bunda da yok. diğer taraftan yazdığım birçok blogda, hatta çoğunluğunda bir mesaj hep olmuştur. tahmin edebiliyorum, 'kediyi merak öldürür'. yine de en çok merak edilen 5N1K'dan 1K'yı cevaplayım. mesaj çoğunlukla birilerine değil, zaten birine mesaj vermek istiyorsam ya adını zikrediyorum ya da niteliklerini tanımlayarak adres gösteriyorum (bkz. ilk paragraftaki dostlarım muh-sac kardeşler :)). mesajların bazıları genel, hakikaten bazı davranışları anlamakta zorlandığım olmuştur, bunu nasıl bir insan ya da insan evladı yapar diye merak ederek soruyu blog ortamına atmışımdır. bazı mesajların muhattabı bile yok; isteyen üstüne alsın, kendine çeki düzen versin ya da isteyen üzerine alınsın, hadi oradan desin. bazılarında da hiç mesaj yok, boşuna aramayın :):)
yalnız bu melis olayı farklı çıktı. ilk yazı tamamen malum şahısın blogunda melisi konuşturmasına nispet yapmak ve farklı bakış açısı sunmak üzere klavyeye alınmıştı. benimki gibi eller ve ayaklardaki parmakların sayısını geçmeyen izleyici kitlesine sahip bir blog için 9 comment alması inanılmazdı. daha inanılmaz olanı sadece bu yazı üzerine yaptığım msn yazışmaları ve maille yapılan ekstra commentlerdi :). ikinci yazıyı kaleme almak şart oldu; hem cevap yetişmedi, hem de anlatımda eksik kalan yerler vardı, belki biraz da savunma içgüdüsü :)
kabul ediyorum: ikincisi biraz daha sertti. içerik kesinlikle doğruydu, hatta daha sert olmasına karşın "sen haklısın" diyenlerin sayısı çoğunluktaydı :). güldüğüm nokta bir taraftan ikisini de benim yazıyor olmam, diğer taraftan aslında arkadaşımın kedisi olan melis karakterinin çok çok ciddiye alınması, irdelenmesi ve taraf haline gelmesidir. yine tahmin edeceğiniz gibi üçüncü yazı da bütün bunların üzerine geldi. yazının yorumlanması konusunda yeterli bilgi olmadığı konusunda bir açıklama yapmam şart, çünkü artık yazıların altında yazılan commentlerden daha çoğu mail ve msn mesajı olarak geliyor :) hatta comment yazmayıp, "yazamayacam şimdi ama yorumum ....." şeklinde msn mesajı atanlar var. aslında arada bi yerlerde-tam yerine bakamayacam şimdi- bahsettiğim mesajların çoğunu doğru okuyamamanız normal ama açık söylemek gerekirse, benim dördüncü yazıda iyice geyiğe vurduğum bu diyaloğun bu kadar ciddiye alınmasıydı.
sevgili dostum sac son melis bloguna hem comment yazdı, hem msnde "abi yazı çok güzel olmuş" gibi bir yorumda bulundu-evet o da çift dikişlerden :)- öyleyse güzel olmuştur. bu kadar da tepki aldığına göre benim görmediğim birşeyler de gizli mi acaba diye yazıyı tekrar tekrar okudum. arkadaşımın biri içerikle ilgili bazı yaklaşımlarda bulundu, simgesel ifadeler felan varmış ama açıkçası ben anlamadım, güzelmiş galiba özetle, sadece aklıma geldiği gibi, ara vermeden, elimdeki on parmağın sekizini harflere ikisini boşluk tuşuna vuracak şekilde yazdım-on parmak. başka bir tanesi diyaloglardaki aslında benim ne ifade etmek istediğimi açıklayacak şekilde yanına notlar alarak mail attı. ama yine de dayanamamış, bir bayan olduğunu belli etmiş. daha çok melis'in aslında ne demek istediğini ve ona göre yorumlarını yazmış :):). hemen bir teşekkür etmem lazım, hatta yorumlarını belki başkalarının görmesini istemeyeceğimi düşünerek bloga yazmamış-sağolsun çok incedir- ama ben yine de ilgili satırları aşağıda yayınlayacağım :):).
tabi bu kısma kadar sabretmiş olan sevgili blog okuyucuları bu manyak nereye vardır diyecek kadar çileden çıkmıştır heralde :) hemen söyleyim, satır aralarını da yazarak diyagoğu tekrarlayacağım. üç kişilik bir konuşma olacak, melis, ben ve ben :)
melis: abi naber? (canı sıkkın, hem ses tonundan hem tavırlarından belli)
ben: iyidir, senden. (farketti, açılana kadar pek pas vermeyecek. nasıl olsa sadede geleceği belli. bacaklarının etrafında S harfleri çiziyor, kaçmak bakışlar atıyor. biraz bekle)
melis: fena değil... (aslında iyi değil ama söyleyiş tarzı bu. bayanlara has bir özellik olduğu söylenir ama söyleyemeyen tiplerde böyledir :))
ben: -- (zaman kazanma hareketleri. topun el yaktığı bir anda hiç bulaşmadan onun gelmesini bekliyor. diğer taraftan üzerine giderse belki de açılmayacağını, açılamayacağını biliyor, çünkü direkt açılabileceği bir konu olsaydı daha farklı bir giriş yapardı. kısaca onu ürkütmekten korkuyor aslında)
melis: havalar da bu ara çok düzensiz, çok rahatsız ediyor. (malum, laf dolandırıyor. sonunda rahatsız ediyor dediğinde neyin var demesini felan bekliyor. belki başım ağrıyor felan diye cevap verip sonra niye? ne oldu? gibi bir soruyla açmasını isteyen bir laf dizimi aslında)
ben: düzelecekmiş (elindeki işten kafasını bile kaldırmıyor, ortalığın yatışmasını bekliyor. topu hala rakipte bırakıyor)
melis: pek keyfin yok galiba (:). ilk yazarken de gülmüştüm, aslında keyfim yok demek :):))
ben: yoo, çok şükür gayet yerinde (top hala rakipte. melisin patlamak üzere olduğunu biliyor ama böyle yapmazsa melisin olayı tam olarak anlatmayacağına emin. hem şimdi anlatmazsa, daha sonra yanına gidip neyin var, canın sıkkın gibi bir ifadeyle halini hatrını soracak. melis yine bişeyim yok diye başlayacaktır ama olsun :))
melis: abi canın birşeylere sıkkınsa bana açılabilirsin (sor artık diye kıvranıyo)
ben: sağol güzelim, iyiyim. (daha önceki melis tecrübelerinden saçma birşey olduğuna karar veriyor, onun için sormuyor, hatta dinlemek de pek istemiyor. kedi olduğunu aslında burada hatırlıyor)
melis: abi sen canın sıkılınca niye benimle paylaşmıyorsun? (saldırı başlıyor, bu da aslında sormuyorsun demek, niye? bir yandan da işin içinde bilmişlik var, böyle yapman lazım şeklinde dikte ediyor, standart hareket :))
ben: melis, iyi misin sen? (cerahati çıkartma vakti, iki taraftan hafifçe sıkınca patlar. çok bastırmazsan yavaş yavaş ama bi yere kadar)
melis: nasıl bir soru şimdi bu? (buraya gelene kadar sinirlendi tabi :) ama sinir iyidir, kavga da iyidir ama bunu çoğu kişi bilmez ya da anlamaz. insanlar birbirlerine karşı asıl düşündüklerinin çoğunu kavgada söyler aslında. hani bir söz var ya, "senin bu dediğin kavgada bile denmez" şeklinde, o laf buralardan gelir. kavga sırasında adrenalin salgılanır, tansiyon ve kalp atışı artar, beyin aşırı yüklenir aslında; daha hızlı düşünmesi gerekir. dolayısıyla doğruların üzerine kılıf geçirmek için zaman yoktur. kavganın güzelliği kötü sözler değildir elbette, devamındaki tatlı sözler ve paylaşımdır. işin uzmanı değilimdir ama büyük aşkların bile kavgayla başladığı görüşü duvar yazıları olacak kadar bilinir. herkesin evinde de kavga vardır, hem de bu kaçınılmazdır. çocukların çoğunun düşündüğü gibi bu sevgi ve saygısızlıktan değildir, aşktandır-ama çoğu durumda şiddet yoktur!.)
ben: unut gitsin. (bir adım geri atama olayı. diğer bir deyişle sobaya bir odun daha atılır:))
melis: sanırım bir hata yaptım ve şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. (bakla yerinden fırlar. eminim ki bu bakla başka türlü çıkmazdı. niye mi? çünkü ben yazdım :))
ben: devam et (birkaç sebebi var. 1. melis konuya girene kadar kök söktürdü, canı sıkıldı. 2. ateşi sıcak tutmalı 3 okuyucuya "ohaa, bu kadar da olmaz ki" dedirterek reyting sağlamak :). işe yaradı)
melis: ya hassas bir durumdayım görmüyor musun? biraz daha nazik olamaz mısın? (olayı abartıyor, üzerinde bi miktar baskı kurmak istiyor gibi diğer taraftan. içerik olarak konunun ikimizle ilgili olduğuna ait ilk ip ucuda burada geliyor)
ben: devam eder misin lütfen (durumu çaktı, pas vermiyor. diğer taraftan "devam et" satırındaki anlatım hala devam ediyor. yalnız 3. maddedeki vurgu artırılıyor)
melis: yok, ben vazgeçtim. senden olmaz (atak sırası meliste. erkeğe söylenmeyecek nadir laflardan biri. içinde tanımlama yok, çok genel. karşısındakinin sigortalarını attırarak hem konuya kendi girişi için zemin hazırlıyor, hem de öc alıyor. bunu sadece melisler yapabiliyor :):))
ben: yav ne şimdi bu. kızınca ali usta kızma, sonuçta bi kedi diyor. blogu takip eden başka biri acımasız, diğeri nankör olarak suçluyor. dahası da var: yazıyı yazan benim, senin taraftarların ya da gavurcası 'fun' ların var. hepsi yetmiyor gibi bi de bana olmaz diyorsun. (blog okuyucularına sempati, teşekkür ve mesaj var. kızgın bir ifade gibi görünse de hiç alakası yok aslında, geyiğe devam)
melis: tamam abi kızma, bi sakin ol. (ileri gittiğinin farkında. hem üstüne gitmeye devam ederse konudan da uzaklaşacak, azıcık geri adım, çok değil)
ben: tamam boşver, sakinim. sinirlenecek bişey değil zaten; sonuçta ben konuşturmuyor muyum? (kedi olduğunu hatırlatma, tuzağa düşmeyin der gibi :) aslında hepsi ben ya da başka bir deyişle ben, gölgem ve yalnızlığım)
melis: haklısın abi, en büyük sensin. yüce insan, büyük kişilik (sac haklı :). ayar veriyor)
ben: tamam tamam. söyle hadi, ne oldu? (çok yememekle birlikte finale hazırlık lazım. acelecilik başladı)
melis: abi kızmayacaksın ama (damara basacak belli. yapmadan olmaz, o zaman melis olmanın ne anlamı var :)
ben: kızacağım birşey mi? (kaderin batsın :) biliyor ama yine de soruyor)
melis: olabilir ama söz ver kızmayacaksın. (genel mesaj vermek için melisten pas alınır)
ben: ya bak saçmalıyorsun yine. kızacağımı bildiğin birşey söylüyorsan elbette kızacağımdır. ben de bunu anlamıyorum bir türlü. "bak bişey söyleyeceğim ama gülmeyeceksin", "bişey söyleyeceğim ama kızmayacaksın","bişey söyleyeceğim ama üzülmeyeceksin","bişey söyleyeceğim ama şaşırmayacaksın". (genel mesaj verilir)
melis: kızacaksın yani. (kızacağını biliyor ama akıllı. önceden hafif hafif yakıyor ki, sonra patlamasın)
ben: -- (kafa üstünden dumanlar çıkmaktadır)
melis: tamam, bunu kızmayacaksın olarak kabul ediyorum. (standart davranış: herşeyi istediği gibi anlıyor, istediği gibi olduğunu kabul ediyor :))
melis: ben burda kalmaya karar verdim, senin yanında. seni sevdiğimi anladım, ölene kadar yanında olacağım. (:):). çoğunluğu daha önceki yazılardaki serinin takibi için. diğer taraftan bazı eleştirilere ve olayın bi şekil almasına taraftar olanlara yapılmış bir jest. diğer taraftan vuslat anını vurgulayarak yüz güldürme, mutlu son olayı)
ben: hangimiz ölene kadar? (:D yazarken de çok güldüm. "sadece mantığıyla düşünenler budaladır" lafını hatırladım. aslında işin mantıklı düşünülebilecek yanını vurgulamanın yanı sıra lostta michael'in ana lucia'yı vurduğu anda seyircilerin bir anda patlayıp küfür etmesi gibi bir sahne olsun diye. tabi herkes beni çoğu zaman mantıklı ve hep böyle düşünen biri sandığı için etki kaçınılmaz şekilde büyük)
melis: abi tamam ya, vazgeçtim. seni iki satır romantizmin içine sokabilmek için en az yirmi satır uğraştım, bi satırda yerle bir. tamam ya: bitti! (bitti)
arkadaşın yorumu:
melis: sanırım bir hata yaptım ve şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. (Burda yine kararsız konuşturuyorsun melis i gerçi herkez melis değil unutma sende değilsin üstelik bir dişi kişiliği konuşturmak karşı cins tarafından pekde gerçekci olmasa gerek)
ben: devam eder misin lütfen Melis hassas durumdayım diyorsun yaptığın sadece devam edermisin oluyor hayret ya :)
melis: olabilir ama söz ver kızmayacaksın. BURADADA NASIL ÇEKİNİYORSA DİYECEĞİNİ DİYEMİYOR DEMEKKİ BÖYLE BİR İMAJIN VAR
melis: tamam, bunu kızmayacaksın olarak kabul ediyorum. ben burda kalmaya karar verdim, senin yanında. seni sevdiğimi anladım, ölene kadar yanında olacağım. VALLA HERKEZE BÖYLESİ NASİP OLMAZ ÖLÜMÜNE KANKASINIZ YANİ :)
ben: hangimiz ölene kadar? Bu seni öldürür :))))))))
tekrar teşekkürler.
not: bu kadar yazacak ne vardı, biz bu adamı ne yapmaya gönderdik, o ne yapıyor gibi lafları duyar gibiyim :). değişiyor muyum ne?; artık eve iş getirmiyorum. lostun 2. sezonu da bitirdik, bugün ara verdik. odaya çekildim, nette gezerken bunlar döküldü.
vesselam...
Thursday, July 19, 2007
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
3 comments:
Bu melis seni öldürür :)) slogan gibi neyse bütün açıklamalar için bende teşekkür ederim. Bir hikaye başlattın yorumlara göre hikayeni yönlendirebilirsin bir uçtan başlayan hikaye değişik yorumlarla değişik yönlere gidip harika bir lost dizisi olabilir :))))))))) valla bıktım bu losttan da çünki insan hiç bilmediği bir konuyu anlayamıyor yapılan yorumlara katılamıyor o yüzden beni melis ilgilendiriyor :))
sezonun son bölümü müydü bu? öyle bir bitti ki. yeni bölüm nasıl olacak çok merak ediyorum :))
keşke melisin kedi olduğunu belli etmeseydin. melis isimli bi kızla konuştuğunu düşünselerdi. kediye böyle kötü davrandığın için tepki alıyosun, bi insana böyle davransan blogun fln hacklenir heralde :p
sanırım bu melis beni öldürür :), olsun, severim melisi
sezon finali gibi görünüyor, ama yeni sezon için başlangıç veremiyoruz. yarın da olur, seneye de.
DİKKAT! Melis bi kedi :))
Post a Comment