Wednesday, June 27, 2007

lost

evet böyle bir başlığı benim blogumda gördüğüne şaşıranlar olmuştur, bazıları sonunda demiştir hatta bazıları gevrek gevrek gülerek ben demiştim bile diyordur :). bazılarının diziden haberi yoktur belki de, onun için benim buralarda-amerikanya- kaybolduğumu düşünmüşlerdir. Aslında doğruluk payı yok da değil; uçağım çok şükür düşmemişse de bi miktar lost senaryosu içerisindeyim. ilk parağrafın özeti: lost'u burada izlemeye başladığım hiç de fena olmamış.

ilk bölümden beri kel kafalı, avcı kılıklı adama bi dikkat çekmişliğim var; bilge bir kişilik gibi görünüyor ama eminim sonra çok pisliği çıkacak. bakışlarını hiç beğenmiyorum :). dün 6. bölüm bitti ama replik çok güzeldi: "leader must find his way before leading". atasözü gibi bişi olmuş ama ilk parağrafa kanarak hemen tam anlamıyla bir analojiye girmeyelim lütfen. tamam, ben de jack gibi aranır bir vaziyette olabilirim ama çoğunluğun yaptığı gibi hemen kendimi başrolde görmeyi düşünmüyorum. gerçi diziyi izleyen arkadaşlarım sanırım kate'den dolayı başrolü almanın gerekliliği konusunda imalarda bulunmuş olsalar da her zaman söylediğim gibi "sorumluluk insanın taşıyabileceği en ağır yüktür". lost'u sevdim çünkü az önceki özlü sözün çok benzeri orada da vardı, hamile kadın kendini adadaki sorumluluk bombası gibi görüyor ve söylüyordu. dünya ne garip değil mi, daha doğmadan bile bela olabilirsiniz ya da belanın tam ortasına doğabilirsiniz :). ikinci parağrafın özeti: içinde saklı; herkes baktığını görür.

daha geçen hafta memleketimdeki maceraları anlatacakken şimdi yaban ellerdeki olayları aktarma konumunda olmam da yeterince şaşırtıcı. orada memleket desem köy anlaşılır, burada memleket dediğimde herkes başını eğiyor. mp3'ler arasında "gülümcan" çalarken camdan dışarı doğuya doğru bakmaya başlayan oluyor, ilginçtir "pencereden kar geliyor, aman annem, gurbet bana zor geliyor" çalarken de herkesin tuvaleti geliyor ya da işi çıkıyor. vesselam, dedim ya; garip bir yer buraları. üçüncü parağrafın özeti: "anlayana sivrisinek saz, anlamayana metallica az"

geldim geleli neredeyse hiç yalnız kalmadım. herşeyi beraber yapacak birileri var yanımda; kahvaltı, yemekler, çalışma, gezme hatta basket oynama. evet hatta diyorum çünkü ne kadar zaman olduğunu bilmediğim bir süreden sonra iki saat basket oynadım. nem dayanılmaz, güneş zirvede ama gölgemi de göremiyorum bi süredir. burada heryer klimalı, belki de üşümüştür benim gibi, hafif hafif ya da sokaklarda kimsenin olmadığını görünce arkadaşlarıyla saklambaç oynuyordur, ne bileyim yok işte. Herkesin bir derdi var, durur içerisinde; onun da vardır bir derdi. belki o da kader ile keder arasındaki benzerliğin sırrını çözmeye çalışıyordur. benim yanımda bir lost izleme ekibi var, ben dahil üç ediyoruz ama yanılgıya düşmeyin diğer ikisini tanımıyorsunuz; ne gölgem ne de yalnızlığım. iki ev arkadaşı, biri uzun süredir -5-6 sene-amerikada. beraber izlemek süper oluyor. birisi tırsıyor ara sıra, diğeri ingilizce tepkiler veriyor: damn! shit! etc. dünki bölümde-bölüm 6- kel kafalı arkadaş liderlik konusunda yukarıda andığım şekilde ders verirken arkadaşın biri daha doğrusunu bizim atalar söylemiş dedi, o da bu parağrafın ve blogun özeti: kendine hayrı olmayanın, başkasına hayrı olmaz.

4 comments:

Anonymous said...

...

yorumun özeti: ben demiştim :p

tkscientist said...

tamam, biri geldi. sanırım bi tane daha sırada ama saat farkından dolayı yarın sabah damlar.

bak, lost yazdım; dakka bir comment bir. sırrınız ayyuka çıktı :)

Anonymous said...

lost kardeşliği böyle bişeydir :)

lostpedia.com sitesinde tüm bölümler için hazırlanmış sayfalar var. bi bölümü izledikten sonra ordan teorilerini fln okuyabilirsin. güzel oluyo.

tkscientist said...

ana! hani, diğeri gelmemiş. ben demiştim diyecekti, bi msn sorgusu yapayım bakalım.

lost'u grup halinde izliyoruz. şimdilik üç kişi. hala popcorn olayına bi çözüm getiremedik, microdalga pürüz çıkartıyor ama yakında o da olacak. şimdilik karanlıkta, subwoofer'lı ses sistemi ve çay ile idare ediyoruz. teoriler mi? onlardan bizde gırla, çok babında :):)