Tuesday, May 22, 2007
yağmur
rüzgar yavaş yavaş şiddetini artırıyordu. havadaki kararsızlıktan yeterince korkmuş buğday başakları esintinin de tesiriyle ürkek ürkek başını kaldırmaya çalışıyordu. bir yandan göz ucuyla, tüm susamışlıklarıyla yağmuru beklerken bir yandan da rüzgara karşı zayıf gövdelerini sıkı sıkıya kasıyorlardı. rüzgarın bulutları getireceğini biliyorlardı, fakat her canlının inançsızlıkla benliğine işlemiş o yok oluş korkusu onları sürekli tedirgin ediyordu. her yaratılmışın olduğu gibi onların da teselliye ihtiyaçları vardı ve bunu henüz sararmamış gövdelerinin esnekliğinde buluyorlardı. bunaltıcı sıcak sahip oldukları sabrı sınayacak kadar keskindi. bu baskın havaya yabancı değillerdi; toprağa ilk düştüklerinde, ilk kök saldıklarında, başlarını ilk kaldırdıklarında, göğe ilk uzandıklarında da yüreklerinde hep aynı gerginlik vardı. hava soğuyordu, bunun anlamı açıktı; ha yağdı ha yağacak. içlerindeki ürperti, kalplerindeki çarpındı, yüzlerinde oluşan derin çizgiler, gözlerdeki umut; nerede kaldı bu yağmur?
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment