ulvi akşam ezanının okunduğunu duyar duymaz topu elinden bıraktı. eve gitme zamanı gelmişti, bu günlük sokak macerası burada bitiyordu. yavaş bir tempoda eve kadar koştu, demir bahçe kapısının üstündeki mandalı kaldırdı ve iniltiye benzer sesler çıkaran kapıyı hızla açtı çünkü böyle yapınca daha az ses çıkıyordu. evin girişindeki birkaç merdiven basamağını atlayarak kapının önüne geldi ve yavaşça içeri süzüldü. her zamanki gibi topuklarına basarak ayakkabılarını çıkarttı ve kenara attı. antrenin hemen yanındaki küçük holün sonunda bulunan tuvalete yöneldi, oyundan kopamadığı için uzunca bir süredir onu rahatsız eden safrayı atmak ilk amacıydı. bu arada annesine mesaj vermeyi de ihmal etmedi: 'ben geldiiim'. tuvaletin hemen dışındaki lavaboyu boyu oraya yetiştiğinden beri çok seviyordu. suyu hafifçe açtı ve sabunu eline alarak ovalamaya başladı. suyun altında bir süre ovaladıktan sonra elini kenara çekip iyice köpürttü, sabunu yerine koydu ve yüzünü ovalamaya başladı. gün boyu güneş altında top tepmekten yüzündeki hafif güneş yanıkları sabunu sürdükçe sızlıyordu. bu kadar acıya ancak bu kadar dayanılabilirdi, yeter dedi içinden ve yüzünü durulamaya başladı. kafasını kaldırıp boyunun anca yetiştiği aynanın alt kenarında kendine baktı. sabunu tekrar aldı ve ellerini ovalamaya devam etti. bir yandan elini sabunlarken, bir yandan da günün muhasebesini yapıyordu. sabah takıma almadıkları için kızmıştı, öğlen muratla kavga etmişti ama öylesine; sadece lafta. öğlen, evde sofraya oturmadan ekmek arası birşeyler koymuştu ve annesini kızdırmıştı, öğleden sonraki saklambaçta terledikten sonra ahmetlerde içtiği soğuk suyu da annesine söylemeyecekti. ha bi de bugün iki tane meybuz yemişti ama bundan bahsetmeye gerek bile yoktu. akşam muratla ettikleri kavganın devamı da gelmişti, iki saattir konuşmuyorlardı; haksızlığa yine dayanamamıştı. bunların üzerinden belki de yirmibeş yıl geçmişti ama herşey sanki bugün olmuş gibiydi. elinde hala sabun vardı, hala her eve geldiğinde elini yıkarken günün muhasebesini yapıyordu, hala elini yıkarken uzaklara dalıp gidiyordu ve hala patlayan sabun köpükleriyle kendine geliyordu ama artık aynaya baktığında saçındaki beyazları görüyordu.
dedicated to muhsinun.
Monday, May 28, 2007
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
3 comments:
her sabun köpüğünde her elini temizlemeye çalıştığında aslında hayatından çıkarmaya temizlemeye çalıştığın bir bölümmü varda takılıp kalıyorsun ve dalıp gidiyorsun anlamıyorumki o ellerinede yazık beyazlayan saçlarınada yazık sanada yazık
abi niye bana dedicate ettin bu sabun köpüklerini aklım pek ermedi ama; boynumda bir borç asılı şükran içerikli ve bu borcu bir yazı ile vereceğim, merak etme buradan yorum marifetiyle değil.
* bu arada yorum yapabiliyorum, blogspot düzelmiş lan.
sana bi yazı dedicate etmek için sebebe ne gerek, itin olur. ama yine de senin el yıkama alışkanlığın esinti kaynağıdır, içerik konusunda yorum yok :)
Post a Comment