işte günün en sevdiğim saatleri. şu anda 5'e geliyor. uykum henüz gelmedi ama gözlerimde hafif bir yanma var. farkında bile olmadan sürekli açık olan televizyonun ısıttığı odada sürekli yatağın üzerinde oturmaktan hafif uyuşmuş bacaklarım ve sızlayan sırtım yatma vaktini işaret ediyor. bu emarelerle birlikte, yatağa yakınlaştırılmış portatif masa üzerine konuşlandırılmış laptop'a uzanmaktan boğum boğum olmuş omuz ve kürek kaslarım da hadi artık der gibi. perdeyi hafifçe kaldırıyorum, sokak lambaları hala ışıl ışıl ama gökyüzündeki mavilik doyulacak gibi değil. çok geçmeyecek, biraz sonra ufuktan yayılan o ışıklar gözün görebildiği son nokta etrafından yayılan kızıllığı işleyecek. hava hafifçe bulutlu, sabah saatlerinde bu bulutlara yansıyan kızıllığı görmek için bile sabaha kadar bekleyebilirim, ki elimden geldiğince de bekliyorum. birazdan bu bilgisayarın başından kalkacağım ve bütün tasvir ettiklerimi salon camında görmeye gideceğim. camı da açacağım tabiki; hiç aracın geçmediği, sessizliğin çığlığının her tarafı kapladığı o temiz havayı soluyacağım. ciğerlerimi alabildiğince şişireceğim ve bakabildiğim kadar uzağa bakacağım. belki çok defa sevinçle, çok defa umutla, çok defa acıyla, çok defa hüzünle, çok defa kararsızlıkla, çok defa hasretle beklediğim sabahlardan bazılarını hatırlayacağım. o bakabildiğim uzaklara aslında baktığımın farkında olmadan dalacağım. sonra ne mi yapacağım: yatacağım tabiki :)
günaydın!
Sunday, May 27, 2007
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment