dün gece yine Ankara'ya karla karışık yağmur yağıyordu. ayrılmaz ya da başka bir deyişle ayrılamaz dostlarım gölgem ve yalnızlığımı da yanıma aldım ve her zamanki mekanda-arabamda- buluştuk. neredeyse her gün, günün çoğunu onlarla ya da en azından biriyle geçirmeme rağmen bu kadar konuşacak şeyi nereden buluyoruz ben de anlamadım; muhabbetin bini bi para. böyle dediysek öyle ucuz muhabbet yaptığımızdan değil, sebil mübarek. karanlıkta farların zar zor aydınlattığı bir ortamda ilerlerken gölgem sanki karanlıktan korkmuş gibi, "nereye gidiyoruz?" dedi. bir an yanımdaki yalnızlığımla göz göze geldik, sonra hem soruyu algılamak hem de cevabı hazırlamak için vakit kazanır gibi bir eda ile boş gözlerle o an için arkamda olan gölgeme baktım. söyleyecek bir cevabım ya da birşeyim olmadığı için gözümü tekrar yağmur ve öndeki arabaların tekerleklerinden püsküren sularla zar zor görebildiğim yola çevirdim. gölgem ses tonunda sanki muhabbetin içine su kattım der gibi suçlu bir ifadeyle, "ne farkeder?" dedi. "maksat muhabbet, mekanın ne önemi var" diye devam etti. cümleyi bitirirken ses tonu bir yandan tespit yapıyordu diğer yandan onay bekliyordu. cümlenin bir soru cümlesi mi yoksa teselli beklentisi mi olduğuna o da karar verememişti belli ki. gölgem de susmuştu artık çünkü bitirdiği cümlenin arkasından bir yankılanma bile olmamıştı. yalnızlığım kafasını hafifçe yan cama eğmiş donuk gözlerle dışarı bakıyordu. baktığını şahitlik edebilirim hatta görmediğine de.
sileceklerin camda çıkardığı sesle kendime geldim. karla karışık yağmurdan safi yağmura dönen yağış silecekleri fasılalı konuma alacak kadar yavaşlamıştı. bu arada ne kadar zamanın geçtiğinin hiçbirimiz farkında değildik. bu ölüm sessizliği olarak nitelenen, göz göze gelmekten belki bilerek bazen de bilmeyerek kaçındığımız, bazen nefesimizin sesiyle kendimize geldiğimiz uzun zaman dilimlerine üçümüz de alışkındık. hani muhabbet bol diye başladık ama bu muhabbet sadece boş zamanlarımızdan kalan zamanlarımızda yaptığımız bir eylem, o kadar. aynı soru benim de aklıma gelmişti, "nereye gidiyoruz?" ama çalışma konusunda çoğu zaman pervasız ve hoyratça davranan beyin hücrelerim sorunun türevlerini üretmişti bile: "neredeyiz?", "buraya ne zaman geldik?", "buraya niye geldik?". herkesin söylediği ve açıklayamadığı bişey vardır: arabaya bindiğinizde o gideceği yeri bilir. siz gerisine karışmayın!
1 comment:
bak sen bence bu arkadaşları terket tamam sana çok sadıklar ama birazda her an yanlarında olmaları pekde iyi değil benden söylemesi. Üstelik iyi arkadaşda değil bu gölgen ve yalnızlığın. Bence seni mutsuz ediyorlar. Sen kendine kendin gibi arkadaşlar seç :)) bunlar banada çok sık gelirler ama ben arada mesafe bırakıyorum sanada tavsiye ederim :))
Post a Comment