dışarı çıktığımda yağmur yağıyordu; bilen bilir yağmuru severim. arabayı çektim yine kenara şöyle uzun uzun yürüdüm. bi çok şeyi olduğu gibi ıslanmayı da özlemişim. aslında özleme duygularımın bir kısmını rafa kaldıralı çok olmuştu ama insan bazı şeyleri yeri geldiğinde hatırlıyor.
Bir bilgeye sormuşlar:
-Bir insanın zekasını nereden anlarsınız?
- Konuşmasından.
- Ya hiç konuşmazsa?
- O kadar akıllı insan yoktur ki!..*
yağmur damlaları yüzüme vuruyordu, rüzgar da her darbeyi pekiştiriyordu. şapkayı takmayı unutmuşum, hani şu herkesin artistlik olsun diye taktığımı sandığı ama aslında gözlüklü insanların neden taktığımı anlayabileceği şapkamı. yağmur parçaları göz kapaklarıma çarpıyordu, başımı gökyüzüne kaldırdım, gözlerimi kapadım ve dalından yeni kopmuş ve heyecanla yere doğru atılmış taze damlaları bekledim. o kadar uzun zaman olmuş ki-lise 1'den beri- gözlüğümün takılı olduğunu unutmuşum. gözlerimi açtığımda kucak açıp beklediğim o yağmur damlalarının silahından çıkmış kurşunlar gibi üzerime geldiğini sandım, aniden başımı öne eğdim ve beynime hücum eden kan akışından bir an sendeledim, ya da yine öyle sandım.
--
aslan avını yemeye kırk gün önceden karar verirmiş te kırk gün ortada görünmezmiş karnının gurultusu duyulmasın diye**
--
yağmuruda huzur buluyorum, hele yağarken altında gezinirken daha bi haz alıyorum, onunla bütünleştiğimde -bu tamamen ruhani bi bütünleşme- boyut atlıyorum. neden böyle bilmiyorum, yağmurdan kaçtığımda olmuştur ama tamamen mecburiyetten, dünyevi esaretten; yoksa hocanın dediği gibi rahmetten kaçılır mı? şu boyut meselesine dönecek olursak; neresi olduğunu tarif edemem, nasıl olduğunu da. bir bilim adamı olmaya çalışıyorum ama bunun sırrını çözebilecek bilgiye sahip değilim. bilimin tanımını bilirim oysa, özetle 'ne?' sorusunun bilgisine sahip olmaktır, arkasındaki etmenleri, itici gücü aramak pozitif bilimler olarak adlandırılan mühendislik ve tıp bilimlerinin konusu değildir. bilimadamı bu sorunun cevabını başka bir soruyla arar: 'nasıl?'. bilim adamı bu sorunun cevabını çözecek şekilde eğitilir ya da kendini eğitir, kanunları, kuralları ve evrensel dili-matematiği- öğrenir. 'nasıl?' sorusunun cevabı daha zor bir sorunun cevabına başlangıç bile oluşturamaz: 'neden?', ama dünyanın içgüdüsel sorusu 'nasıl?' değildir, 'neden?' dir. 'neden?' sorusunun içinde hayatımızdaki olayları kontrol eden güçlerin kapalı bir sorgulaması mevcuttur, çoğu zaman kendimize bile soramadığımız, söyleyemediğimiz olayları...***
eve dönme vakti, bu da içgüdüsel; anam, babam bekler ve tabii ki merak eder. bi insanın bekleyeni olması, merak edeni olması ne güzel bişey. ara sıra fark ettiğimize utansak ta bu hazineye sahip olmak ne karar güzel birşey. neyse ki karanlık ve yüzüm rüzgardan kızarmış gibi görünüyor, yağmurun güzelliği diye düşünüyorum yine, rahatça yürüyorum. arabaya yaklaştığımda bakınıyorum; gözlerim yalnızlığımı ve gölgemi arıyor. hayret, yoklar: yapayalnızım...
"güneş tepeden vuruyorsa gölgem ayaklarımın altındadır."****
*kaynağı bilinmiyor, ya da herkesin yaptığı hatayı tekrarlayar: bir mail
** replik, kurtlar vadisi, doğu bey ile esad arasında
*** A Brief History of Eternety by R. C. PEACOCK (esinlenme ve kısa alıntı)
****replik, kurtlar vadisi, pala ile hüsrev ağa arasında.
Friday, March 23, 2007
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment