Sunday, March 11, 2007

ordu 4

bugün öğlen orduya ilk geldiğimde gittiğim lokantaya tekrar yemek yemeye gittim. yine aynı garson bayan karşıladı beni, siparişimi aldı. çok sıcakkanlı bir tip, beklemediğim kadar. yemeği söyledikten sonra iki tabak bişeyler getirdi. kebap yapan bir yer olunca insan ezme, salata felan bekliyor. gelenin birini tahmin ettim ama bilemediğimden başladım:

b: sorması ayıp; bu ne?
g: turşu kavurması (sondaki ı harfi bunun oldukça normal ama sorunun saçma olduğunu belirtircesine uzun söyleniyor)
b: harika! peki bu?
g: (önce bir gülme, sonra kafayı tövbe tövbe der gibi bir yana çevirme) yoğurtlu makarna.
b: sağol

o kadarını ben de anlamıştım ama ön soğuklar olarak yoğurtlu makarnaya alışık değildim tabi sadece yoğurtlu değil içinde havuç rendesi ve ne olduğunu çözemediğim bir iki yeşillikte vardı. yine de aklım turşuda kaldı. kız uzaklaşır uzaklaşmaz tabağı elime aldım ve kokladım. kız uzaktan beni izliyormuş, gülmeye başladı. millet bakmasın diye gülmesini gizlemeye çalışarak ve karnını tutarak. su istiyorum, fatsu gelecek biliyorum. fatsa su. aslında başka garsondan istedim ama kız aşağıdan (bu arada üst kattayım, balkon gibi ara bir kat) gördü ve suyu kendi getirdi yine-bıyık altından gülerek.

g: ordulu değil misin?
b: değilim
g: nerden
b: ankaradan geliyorum
g: ankaradan niye geldin (soru aynen böyle)
b: canım sıkıldı (hiç gecikmeden-ekşi sözlükte karizmatik cevaplara girebilir)
g: iyiymiş be, ohh (bu da girer)
b: --- (söyleyecek bişey bulamadım, sadece nerdeyim ben der gibi gülümsedim. bu kim?)

yemeği yavaş yavaş yedim. ilk geldiğimde et sote önermiştim, hala öyle. döner yemeyin :(. acelem yoktu, yavaş yavaş çatalı tabakta tur attırıyordum. o sırada şef garson geldi, elinde gazeteyle. teşekkür ettim ve arkasından bakakaldım. nasıl bir imaj çiziyorum ben dışardan dedim kendi kendime. yabancı olduğum belli ama sakallar bi karış, kadife pantolon üstüne bi kazak, deri mont ve manchester şapkam (onu da gezdiriyorum, rekor kırdıracam). yavaşça yemeye devam ettim. o sırada kız birkaç sorti yaptı tabağa bakarak. korktum şimdi amma yavaş yiyorsun diyecek diye, hızlıca bitirdim ve gazeteyi elime aldım.

hanımefendi 10-15 saniye sonra yanımda bitti:

g: çay getiriyorum (buna diyecek bişeyim yok, ilk geldiğimde de yemekten sonra çay istemiştim. zeki garson tribi)
b: iyi olur
g: yani (nasıl bir bakış tarif bulamıyorum. ne demek şimdi bu, getir mi getirme mi diye sorguluyor ve daha manalı bişeyler bekliyordu)
b: çok iyi olur (:):):), evet kendime gülüyorum)

çay geldi, ben de o sırada cebimden-yakında bırakacağım- sigara paketini çıkartıyordum ama ateşim yoktu.

b: bi de ateş alabilirmiyim
g: al (hızla cebinden çıkartarak, zaten eli cebindeydi cevap kadar kısa bir sürede)
b: teşekkürler (sadece teşekkür, şaşkınlığımı ne kadar gizledim bilinmez)

sonunu merak edenlere. çay bitti. hesap istedim getirdi, hatta şef garsona iki defa hesap bekliyorum diye çıkışır gibi söylenerek. parayı ödedim ve montu, şapkayı elime alıp kapıya doğru yöneldim. ocağın yanından hızlı adımlarla arkama kadar gelmişti bile. kasadakine hayırlı işler dedim, şef garson yanımdaydı ona da kolay gelsin dedim ama ondan önce kız cevapladı. arkasından yapıştırdı: "yine bekleriz efendim" (efendim kelimesindeki vurguyu da tarif imkansız. hani arasıra annemiz ya da ablamız yapar ya aman da aman kimler gelmiş efendim der gibi, paşam naber! ile aynı ifade :))

2 comments:

Anonymous said...

başlarda süper ilgi gösteriyordu sonra neden terslemeye başladu bu kız onu anlamadım. bence bi daha gitme oraya :))

tkscientist said...

kötüye yormak istemiyorum :). orduda gördüğüm en tertipli yer, bi de zaten yarını da halledersek bi daha kim bilir ne zaman gelirim buralara