bu nedir anlayamadım ki, karadenizi güneydoğu anadolulular mı zaptetti. orduda da sinopta olduğu gibi hep kebap var hem de dükkanların adı da antep sofrası, urfalı felan filan. bi de düzgün yapsalar içim yanmayacak. ne kadar fason kebapçı varsa burda. döner de yaygın, özellikle tavuk. lafmacunlardan kaçın, hem içi daha doğrusu üstüne koydukları zerrecik miktarındaki madde kötü hem de az pişiriyorlar. lahmacun zaten az pişer gibi bir laf duymak comment almak istemiyorum çünkü burdaki lahmacun çıktığında et hala ıslak gibi. nimete kötü denmez ama iyi de denemiyor ki.
zaten yemeklerle aram çok iyi değildir-ya da başka bir deyişle obur bir insan hiç olamadım- ama yalnız yemek yemekte çok kötü birşey. evde anlarım ama dışarda garip oluyor. ne bileyim en azından yemekten şöyle büyük bir lokma almış ağzına götürürken karşında seni gizleyecek-paravan lafını kullanmak istemedim- birinin olmayışı ne kötü. dikkat ederseniz cümleye en azından diyerek başladım, bundan sonra senle yemek yenmez, sen karşındakini paravan görüyormuşsun commentlerine de kapalıyız.
özet: gönül ne lokanta ister ne yemek gönül muhabbet ister gerisi bahane.
Saturday, March 10, 2007
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
1 comment:
yanlızlığı anlatmanın yemek versiyonu lokmaları yutabilmekde güzel herşeye rağmen birde ağlamaktan lokmaları yutamamakda var
Post a Comment