ben: Hayri!
hayri: efendim abi.
ben: şu geçen gün sorduğun soru vardı ya
hayri: hangisi abi
ben: ulen hem soruyu soruyorsun, hem de hatırlamıyorsun
hayri: abi ben bi sürü soru soruyorum
ben: bana mı? yoksa genel mi?
hayri: aslında genel de, çoğu sana
ben: çok soru sormak iyi mi hayri
hayri: bilmem, hiç düşünmedim abi
ben: bu, şimdi hiç düşünmeden mi soru sorduğun anlamına geliyor
hayri: yok abi öyle değil, sorduğun soruyu hiç düşünmedim
ben: yani her zaman cevaplar düşünülmüyor, aslında soru da düşünülüyormuş
hayri: abi yine döndün dolaştın bi yere geldin ama sanırım yine haklısın
ben: hak aramıyoruz güzel kardeşim
hayri: öyle de abi, haksız çıkacam diye korkuyorum şimdi
ben: hak aramıyoruz dediysek, haksız da aramıyoruz
hayri: uzatmayım ben şimdi, patlayacak gibi duruyorsun
ben: ne alakası var kardeşim, bişey konuşuyoruz şurda
hayri: abi, tamam da. haksız olabileceğini düşünerek konuşmanın ne kadar zor olduğunu bilmiyorsun sen galiba
ben: soru cümlesi gibi durdu ama öğelerine ayıracak kada edebiyat yetmedi
hayri: abi şu benim sorduğum soruya dönsek
ben: çok soru soruyorsun, peki çok da cevap alıyor musun?
hayri: bak bu konu da tartışılır ama konudan fazla uzaklaşmamak için şöyle cevaplayım: çok cevap alıyorum ama nicelik olarak, nitelik olarak değil
ben: anlaşılması zor konuşarak geçiştirmeye çalışıyor gibisin, aynı seni cevaplayanlar gibi galiba. alışkanlık mı oldu yoksa
hayri: tamam abi, şöyle deyim. sayıca çok ama içerik boş
ben: içerikten kastın ne. soruyu sorduğuna göre cevabı bilmiyorsun. cevabı nasıl irdeliyorsun. yok cevabı biliyorda soruyu soruyorsan hiç etik değil zaten, o konuya girmek bile istemiyorum.
hayri: abi ben kendimi bu kadar irdelemiyorum, bunaldım valla
ben: :). o zaman şu soruya cevap ver ama azıcık düşünüp de. cevaplar senin istediğin gibi olmadığı için mi niteliklerini beğenmiyorsun?
hayri: ...
ben: ee
hayri: düşünüyorum abi
ben: ulen bunda düşünecek ne var. basit bir soru
hayri: abi ne desem giydirecen şimdi, ihtimalleri düşünüyorum
ben: ihtimalleri bırak şimdi. dürüst ol. böyle giderse daha çok soru sorarsın.
hayri: abi sen sürekli cevapların peşinde misin?
ben: sen değil misin?
hayri: tamam abin, sen de bi insansın demeye getiriyordum.
ben: biliyorum.
hayri: zaten bilmesen şaşardım :):)
ben: hayriii!
hayri: abi House da kızın dediği gibi, cevaplar bitince ne olacak
ben: ne dememi bekliyorsun. kızın sorduğu sorunun karşılığında cevabını da verdiği şekilde cevap vermemi mi istiyorsun.
hayri: olabilir
ben: dünyanın kuruluşu böyle hayri. hep cevapların peşinde koşuyoruz. soracak soru olmadığında ya da başka bir deyişle aranacak cevap olmadığında umut kalmaz diye devam ediyordu kız. bence bu kadar soru sorarken sen de bu cevabı düşünsen biraz daha iyi değil mi?
hayri: niye abi, ne demek istedin şimdi
ben: yok bişi
hayri: benim yanlış şekilde aradığımı mı ima ediyorsun, yoksa aslında benim daha çok soru sorarak cevap aradığım için daha umutsuz olduğumu mu?
ben: ikisi de değil. ben daha çok soru sormanın da bir şekli olduğunu ve önce doğru soru nasıl sorulur sorusunun cevabını aramanı ima etmiştim.
hayri: abi ben de şimdi başka bi diziden alıntıyla cevap vereyim sana.
ben: ne o, işin gücün yok dizi izliyorsun galiba
hayri: ben insan değil miyim abi?
ben: hayır, sadece bi hayal kahramanı
hayri: olsun! kendimi öyle hissediyorum. cevap vermemi engelleyemeyeceksin abi
ben: ver bakalım.
hayri: abi aşk herşeyin özrü olur mu zannediyorsun! hiç mi bitmeyecek zannediyorsun.
ben: bağlantı kuramadım
hayri: bak, ben sana şimdi derinden bağlayım. herşeyin özrü olması için aşkının hiç bitmeyecek kadar büyük olması lazım. bu kadar büyük aşk için de bu kadar büyük bir sevgili lazımdır. o kadar büyük ki, aradığın bütün cevaplar onda, soruların tamamı ondan olacak. ya da başka bir deyişle o umduğun gibi biri olmayacak, tamamen umudun olacak. ya da yine başka bir deyişle; yalancı olmayacak, çünkü yalan olmayacak...
ben:...
Thursday, November 22, 2007
Sunday, October 28, 2007
uçurtma
doğuda ki dağın ardından yavaş yavaş ışık sızmaya başlamıştı. yeni bir gün daha geliyordu. sabah her zaman ki gibi zor olacaktı. yeni günün doğum sancıları şimdiden ciğerlerimde başlamıştı. kendimi kozadan çıkmaya çalışan kelebek kadar güçsüz, hikayedeki ördek yavrusu kadar çirkin hissediyordum. günün yeni olduğunu hissettirecek ne bir nefes ne bir koku bile yoktu ortada. varsa yoksa eski zamanlar aklıma geldiğinde burnumda hissettiğim o hafif sızı. hayatımın hapsolduğu süreyi gösterircesine yüzüme attığı çizikleri bıçağımın yüzünde görmek bile zamanın anlamsızlığını tarif etmek için yeterliydi. hareket vakti gelmişti. sırtımdan sızan balmumuna aldırış bile etmedim. kanatlarımı açtım ve sana geliyorum...
gözlerimiz uçurtmanin kuyruguna takilinca
göz göze gelip gülümseriz
o an sen ve ben anlariz ki;
özgürüz mumdan kanatli bir adamin günese ulasmasi kadar anlamli bu dünya
biliriz sen ve ben sasariz insanlara
anladim sananlara
yapraklar döküldükce ve rüzgar süpürdükce o yerleri anlayamazsiniz
sen ve ben bilirizki;
dogmak ölmeye baslamaktir;
ve böyle oldukca söylenecek onca az sey varki
sen ve ben hep derizki;
tutku en büyük yanilgidir;
ve böyle oldukca söylenecek onca az sey varki*
*yüksek sadakat-ikarus(**)
**ikarus: http://tr.wikipedia.org/wiki/Ikarus
gözlerimiz uçurtmanin kuyruguna takilinca
göz göze gelip gülümseriz
o an sen ve ben anlariz ki;
özgürüz mumdan kanatli bir adamin günese ulasmasi kadar anlamli bu dünya
biliriz sen ve ben sasariz insanlara
anladim sananlara
yapraklar döküldükce ve rüzgar süpürdükce o yerleri anlayamazsiniz
sen ve ben bilirizki;
dogmak ölmeye baslamaktir;
ve böyle oldukca söylenecek onca az sey varki
sen ve ben hep derizki;
tutku en büyük yanilgidir;
ve böyle oldukca söylenecek onca az sey varki*
*yüksek sadakat-ikarus(**)
**ikarus: http://tr.wikipedia.org/wiki/Ikarus
Monday, October 22, 2007
sıfır'da süreklilik üzerine
bir fonksiyonun sürekli olabilmesi matematiksel olarak aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır:
verilen bir f:D-->R fonksiyonu için D tanım bölgesindeki c noktası için eğer lim(x-->c) [f(x)]=f(c) ise fonksiyon süreklidir denir.
tanımda dikkat edilmesi gereken noktalar;
verilen bir f:D-->R fonksiyonu için D tanım bölgesindeki c noktası için eğer lim(x-->c) [f(x)]=f(c) ise fonksiyon süreklidir denir.
tanımda dikkat edilmesi gereken noktalar;
- c noktası D'de olmak zorunda. tabi D'nin de R'de olduğu unutulmamalıdır.
- aslında bizim aradığımız açıklama için tanım eksikdir.
süreklilik ile limit teoremi arasındaki yakın ilişki gözden kaçırılmadan tanım genişletilmelidir. bizim aradığımız (henüz ne aradığımızı bilmiyoruz ama en geniş ve en kesin haline bakacağız) süreklilik için süreklilik aradığımız noktaya soldan ve sağdan da yaklaşmamız ve bakmamız gerekli. tanım olarak;
verilen fonksiyon için lim(x-->c-) [f(x)]=lim(x-->c+) [f(x)]=lim(x-->c) [f(x)] ise fonksiyon süreklidir.
gelelim şimdi muhsin'in aradığı sıfırda ki sürekliliğe;
- c=0, D=hayat, R= evren (gerçek evren, sadece kozmozun bilmediğimiz kısımları değil) diye bir analoji kurarak başlarsak;
- c noktası hayatımızın sıfırıysa hayatımızın başlangıcıdır (D'nin elemanı) ve evrenin elbette bir parçasıdır (D elemanı R). doğumumuzdan öncesini bilenler olduğu gibi doğduktan sonra ki bir kısmını olmasa bile çoğunu hatırladığımız bir hayatımız var. yani her iki yöndeki süreklilik şartını da sağlıyoruz. sıfır=sıfır; sürekli.
- c noktası dünyevi hayatın sıfırıysa, dünyanın başlangıcıysa, dünyanın bir parçasıdır (D'nin elemanı) ve evrenin elbette bir parçasıdır (D elemanı R). kafanızı karıştırmayın. sağdan yaklaşabiliyoruz, biz bilmesek de bilimsel kanıtlar dünyanın meydana geldikten sonra, ortaya çıktıktan sonra ki varlığını gösteren emarelerle dolu. elde var; bir. sıfır noktası konusunda insan aciz; bir anda birşeyler olmuş olmalı diyor ama bilmiyor. elde hala bir. takdir edersiniz ki soldan yaklaşarak limit almanın imkanı yok. sayıyorum bir, sayıyorum bir.
2. c=0, D=evren, R= sonsuzluk diye bir analojiyle başlarsak; gideceği yer belli. fazla kafayı takmayın.
(Devam edecek: 2. bölüm-limit'in sağ tarafında neler oluyor? 3. bölüm-sıfır bir tane mi? (nicelik-nitelik tartışması), 4. bölüm-çember!)
Monday, October 15, 2007
erik
ben: naber eric?
eric: iyidir abi, senden. wassup?
ben: nossun be, işte öyle. ya eric senin adını kim koymuş?
eric: bilmem, babam koymuştur heralde.
ben: bizde olsa nüfus memuru koyardı
eric: o nasıl oluyor abi
ben: sen erik olurdun
eric: o ne abi, okunuşu aynı gibi ama...
ben: anlamından emin değilim. senin ismin bi anlamı var mı?
eric: isim işte
ben: ulen sözlük gibi konuşma, sıfatına başlayacam şimdi
eric: sanmam abi, senin şu az önce söylediğin erik'in bi anlamı var mı?
ben: sanmam, ses aynı diye söyledim
eric: erik ne demek?
ben: isim
eric: anladım abi
eric: iyidir abi, senden. wassup?
ben: nossun be, işte öyle. ya eric senin adını kim koymuş?
eric: bilmem, babam koymuştur heralde.
ben: bizde olsa nüfus memuru koyardı
eric: o nasıl oluyor abi
ben: sen erik olurdun
eric: o ne abi, okunuşu aynı gibi ama...
ben: anlamından emin değilim. senin ismin bi anlamı var mı?
eric: isim işte
ben: ulen sözlük gibi konuşma, sıfatına başlayacam şimdi
eric: sanmam abi, senin şu az önce söylediğin erik'in bi anlamı var mı?
ben: sanmam, ses aynı diye söyledim
eric: erik ne demek?
ben: isim
eric: anladım abi
Tuesday, October 9, 2007
at the zero
sıfır. başlangıç? ilk? son? bitiş? tam ortası?
neresinde duruyoruz hayatın? herşeye başladığımız o noktayı koyarken sayı doğrusunun eksi sonsuzlara doğru uzayıp giden çizgisini arkamızda mı bırakıyoruz? düşünün: matematikte yutan bir eleman tam üzerinde duruyoruz ve önümüze bakıyoruz. önümüzün neresi olduğunu bile bilmiyoruz. zaman akıp gidiyor ama bu fani hayatın bir geri sayımdan ibaret olduğunu hatırladığımızda eksi tarafa doğru dönüp koşasımız geliyor. oysa sonsuzluk, zamanın yönü bize hep artı gösterildi matematikte.
bin, belki de onbinlerce yıl boyunca sıfır üzerine felsefeler, kuramlar, teoriler ve geyikler yapılmış olabilir ama bu konuda bulunulan nokta hala aynı: sıfır. hem felsefe yapmak için matematiğe de gerek yok; neşet ertaş "evvelim sen oldun, ahirim sensin" derken sıfırın tam üstünde durmuyor muymuş? kendisi analitik geometri ya da görecelik teoremini bilseydi ne değişecekti. herşey aslına, orijinine, sıfırına döner ya da dönmek ister demenin daha güzel bi yolunu mu bulacaktı? sanmam.
ne zaman bulunmuş bileniniz var mı? zaman olarak düşünürsek; zamanın başlangıcı. yani ilk o vardı aslında. zaman eksi olamaz. aslına bakarsanız insanlığın ürettiği teorilerin çoğuna göre zaman sıfır da olmamalı çünkü binlerce yıldır üzerinde yaşadığımız ve yaklaşık son yüzyılda üzerine onlarca teorem üretme konusunda yarıştığımız dünyanın varlığı ile ilgili modellerdeki zaman terimi yerine "sıfır" koyduğunuz anda aslında yaşamıyorsunuz demek. bu konudaki bütün sürekli modeller sıfır noktasında süreksizliğe sahip. epsilon komşuluğunda başlangıçlara evet ama sıfır koyarsanız işte o zaman gerçekten "big bang" oluyor ama teori için. e peki olduğunu bildiğimiz sıfır nerde?
dünyanın döngüler üzerine kurulmuş olduğunu anlamam ne kadar uzun sürdü hatırlamıyorum ama yıl bazında söylemek gerekirse en azından bir tamsayının arkasına bir sıfır atacak kadar olduğu kesin. zaten anlamış olduğumdan bu yana geçen süre de bi o kadar vardır heralde. herşeye sıfırdan başladığımı da biliyorum ama döngünün neresinde olduğumu herkes gibi ben de bilmiyorum. hayır bilsem ne olacak, yörüngemin nasıl bir şekil olduğunu bilmediğim için bir kestirimde de bulunamam zaten. aslında kestirimde bulunsam ne olacak orası da apayrı bir tartışma konusu zaten. madem programcı jargonuna da girdik döngü felan diyerek; büyük döngünün içine birkaç döngü de ben ekleyebilirim demekdir: yen bir başlangıç yani. tam üstünde durduğum, evveli olmayan ve ahirini benim belirlediğim bir döngü. neden olmasın!? derin bir nefes alıp yazının tamamını hatırladığım da bunun benim cüz-i iradem olduğu konusunda kimin şüphesi olabilir.
sıfır. yeni sıfır: başlangıç!
neresinde duruyoruz hayatın? herşeye başladığımız o noktayı koyarken sayı doğrusunun eksi sonsuzlara doğru uzayıp giden çizgisini arkamızda mı bırakıyoruz? düşünün: matematikte yutan bir eleman tam üzerinde duruyoruz ve önümüze bakıyoruz. önümüzün neresi olduğunu bile bilmiyoruz. zaman akıp gidiyor ama bu fani hayatın bir geri sayımdan ibaret olduğunu hatırladığımızda eksi tarafa doğru dönüp koşasımız geliyor. oysa sonsuzluk, zamanın yönü bize hep artı gösterildi matematikte.
bin, belki de onbinlerce yıl boyunca sıfır üzerine felsefeler, kuramlar, teoriler ve geyikler yapılmış olabilir ama bu konuda bulunulan nokta hala aynı: sıfır. hem felsefe yapmak için matematiğe de gerek yok; neşet ertaş "evvelim sen oldun, ahirim sensin" derken sıfırın tam üstünde durmuyor muymuş? kendisi analitik geometri ya da görecelik teoremini bilseydi ne değişecekti. herşey aslına, orijinine, sıfırına döner ya da dönmek ister demenin daha güzel bi yolunu mu bulacaktı? sanmam.
ne zaman bulunmuş bileniniz var mı? zaman olarak düşünürsek; zamanın başlangıcı. yani ilk o vardı aslında. zaman eksi olamaz. aslına bakarsanız insanlığın ürettiği teorilerin çoğuna göre zaman sıfır da olmamalı çünkü binlerce yıldır üzerinde yaşadığımız ve yaklaşık son yüzyılda üzerine onlarca teorem üretme konusunda yarıştığımız dünyanın varlığı ile ilgili modellerdeki zaman terimi yerine "sıfır" koyduğunuz anda aslında yaşamıyorsunuz demek. bu konudaki bütün sürekli modeller sıfır noktasında süreksizliğe sahip. epsilon komşuluğunda başlangıçlara evet ama sıfır koyarsanız işte o zaman gerçekten "big bang" oluyor ama teori için. e peki olduğunu bildiğimiz sıfır nerde?
dünyanın döngüler üzerine kurulmuş olduğunu anlamam ne kadar uzun sürdü hatırlamıyorum ama yıl bazında söylemek gerekirse en azından bir tamsayının arkasına bir sıfır atacak kadar olduğu kesin. zaten anlamış olduğumdan bu yana geçen süre de bi o kadar vardır heralde. herşeye sıfırdan başladığımı da biliyorum ama döngünün neresinde olduğumu herkes gibi ben de bilmiyorum. hayır bilsem ne olacak, yörüngemin nasıl bir şekil olduğunu bilmediğim için bir kestirimde de bulunamam zaten. aslında kestirimde bulunsam ne olacak orası da apayrı bir tartışma konusu zaten. madem programcı jargonuna da girdik döngü felan diyerek; büyük döngünün içine birkaç döngü de ben ekleyebilirim demekdir: yen bir başlangıç yani. tam üstünde durduğum, evveli olmayan ve ahirini benim belirlediğim bir döngü. neden olmasın!? derin bir nefes alıp yazının tamamını hatırladığım da bunun benim cüz-i iradem olduğu konusunda kimin şüphesi olabilir.
sıfır. yeni sıfır: başlangıç!
Thursday, September 13, 2007
ramazan diyaloğu
selman: abi ne yapacan bu ramazan?
ben: o ne demek lan, oruç tutacaz tabi.
selman: oha abi, lafı neresinden anladın
ben: ya ne diyorsun sen, hem konuşturuyorum hem de nerdeyse küfür işitecem
selman: yok abi, soru o değil. sizde vakitler nasıl oluyor
ben: sahur ile iftar arası ya da başka bir deyişle imsak ile akşam arası.
selman: abi şimdi cidden sövcem ama. neyse, ramazana giriyoruz: tövbe tövbeee
ben: görev neyse yerine getirecez, neyi irdeliyorsun onu anlamaya çalışıyorum.
selman: abi jeton da maşallah. köşeler kadar irdelersen akşamı buluruz.
ben: selman, zaten akşam oldu.
selman: tamam abi. Dr. House izlemeye devam edecek misin?
ben: bilmem, klasik ramazan yapayım diyorum bu sene de. vakit de olursa izlerim bi bölüm.
selman: 3. sezonu olduğunu ben de bilmiyordum.
ben: ilk üçünü izledim, 20 tane felan kaldı.
selman: ben cameron'a aşık oldum galiba.
ben: sus ulen, şimdi ben yazıyorum diye ben söylettim sanacaklar. başımı belaya sokma.
selman: yok abi, senle alakası yok. tamamen ben, bütün benliğim.
ben: sanal olum o kahraman, kendine gerçeğini bul.
selman: sanal olsa ne fark eder ki
ben: hayal ederken biri yandan dürtünce kendine gelirsin ya, fark o kadar
selman: bi hayal bile kurdurmadın ya
ben: kur istediğin kadar, istersen rüyasını da gör. ben boşa uğraşma derim. rolünü öyle yazıyorlar kızın. hatta mümkün olduğunca çok kişi aşık olsun diye her sezon başında saçını değiştiriyorlar.
selman: abi senden de bişey kaçmıyor.
ben: sosyolojik bi olay, boşluk doldursun diye izliyorum izlenimi verme.
selman: o zaman ramazanda izlemeyeceksin
ben: nasıl bu sonucu çıkarttın merak ettim şimdi
selman: cameron! yetmez mi?
ben: son sözlerini söyle, bu yazı bitiyor.
selman: abi, geçen yazıda baya bi darbe vurdun bana. acısını çıkartmaya çalıştım. bakalım tepkiler ne olacak.
ben: güle güle selman...
ben: o ne demek lan, oruç tutacaz tabi.
selman: oha abi, lafı neresinden anladın
ben: ya ne diyorsun sen, hem konuşturuyorum hem de nerdeyse küfür işitecem
selman: yok abi, soru o değil. sizde vakitler nasıl oluyor
ben: sahur ile iftar arası ya da başka bir deyişle imsak ile akşam arası.
selman: abi şimdi cidden sövcem ama. neyse, ramazana giriyoruz: tövbe tövbeee
ben: görev neyse yerine getirecez, neyi irdeliyorsun onu anlamaya çalışıyorum.
selman: abi jeton da maşallah. köşeler kadar irdelersen akşamı buluruz.
ben: selman, zaten akşam oldu.
selman: tamam abi. Dr. House izlemeye devam edecek misin?
ben: bilmem, klasik ramazan yapayım diyorum bu sene de. vakit de olursa izlerim bi bölüm.
selman: 3. sezonu olduğunu ben de bilmiyordum.
ben: ilk üçünü izledim, 20 tane felan kaldı.
selman: ben cameron'a aşık oldum galiba.
ben: sus ulen, şimdi ben yazıyorum diye ben söylettim sanacaklar. başımı belaya sokma.
selman: yok abi, senle alakası yok. tamamen ben, bütün benliğim.
ben: sanal olum o kahraman, kendine gerçeğini bul.
selman: sanal olsa ne fark eder ki
ben: hayal ederken biri yandan dürtünce kendine gelirsin ya, fark o kadar
selman: bi hayal bile kurdurmadın ya
ben: kur istediğin kadar, istersen rüyasını da gör. ben boşa uğraşma derim. rolünü öyle yazıyorlar kızın. hatta mümkün olduğunca çok kişi aşık olsun diye her sezon başında saçını değiştiriyorlar.
selman: abi senden de bişey kaçmıyor.
ben: sosyolojik bi olay, boşluk doldursun diye izliyorum izlenimi verme.
selman: o zaman ramazanda izlemeyeceksin
ben: nasıl bu sonucu çıkarttın merak ettim şimdi
selman: cameron! yetmez mi?
ben: son sözlerini söyle, bu yazı bitiyor.
selman: abi, geçen yazıda baya bi darbe vurdun bana. acısını çıkartmaya çalıştım. bakalım tepkiler ne olacak.
ben: güle güle selman...
Sunday, September 2, 2007
ben demiştim
selman: abi bence boşuna çabalıyoruz
ben: ne konuda
selman: ben bu işi yapamayacağım
ben: ne diyorsun ya, illa kerpeten kullanacaz değil mi?
selman: yok abi, sen nasıl olsa beni anlamayacaksın!
ben: tövbe tövbeee, ulan melis gibi konuşmaya başladın. bak uyarıyorum o dişiydi.
selman: hop hopp
ben: anlat bakalım şimdi
selman: iki iki daha dört eder mi abi
ben: her zaman değil
selman: o nasıl oluyor ya, işi felsefeye vurmasana hemen
ben: yoo, bu işin matematiği, felsefeye vurduğunda her zaman 5 eder.
selman: bir nerden geldi
ben: soruya, oradan da cevaba gelene kadar geçen fuzuli zamandan
selman: tamam yaa, soruyu biliyorsun, ne diyorsun?
ben: senin ağzından duymak istiyorum. bilmekle duymak arasında fark varmış
selman: neymiş o fark
ben: bilmem, yeni yeni öğreniyorum. mutlulukla ilgili bişey olsa gerek
selman: hangisi daha çok mutlu ediyormuş peki
ben: bence bilmek ama sanırım çoğu kişi için ikisi birden :)
selman: peki ben soruyu sorunca sen mutlu olacak mısın?
ben: sanmam.
selman: eee
ben: eee ne?
selman: niye sormamı istiyorsun
ben: belki sen mutlu olursun diye :)
selman: ben mutlu olacağımı sanmıyorum.
ben: bu soruyla ilgili birşey mi?
selman: anlamadım?
ben: yani soruyu sormadığın için mi mutlu olamayacaksın, yoksa soracağın soru mu seni mutlu etmiyor.
selman: ikisi de değil sanırım
ben: biliyordum zaten
selman: peki bu sefer mutlu oldun mu?
ben: kesinlikle hayır.
selman: haklısın abi
ben: ne konuda?
selman: işin kötüsü; her konuda
ben: e doğal değil mi? ben yazıyorum.
selman: öyle değil abi. sende en çok sevmediğim ne biliyor musun?
ben: biliyorum
selman: neymiş?
ben: senden duymak isterim!
selman: haklı olman değil abi, sürekli haklı olman!*
ben: süreklilik kötü mü demek istiyorsun şimdi
selman: kelime oyunlarına mı başlıyoruz
ben: akıl oyunlarına ne dersin
selman: tek bir cevap istiyorum; evet ya da hayır. anlaştık mı?
ben: hayır
selman: daha soruyu sormadım
ben: ben de cevaplamadım zaten, sadece cevaplama şekline hayır dedim
selman: sence bu mektubu yollamalı mıyım?
ben: hayır demişim
selman: ne zaman
ben: az önce
selman: o cevaplama şekli içindi
ben: aynı zamanda cevaptı
selman: bana yalan mı söyledin?
ben: ne konuda
selman: soruyu duymak istediğin konusunda
ben: cevap geçerli
selman: ne bu, bir taşla iki kuş vurma muhabbeti mi?
ben: üç etti sanırım
selman: daha fazla konuşmalı mıyım?
ben: dört! :)
* House dizisinde, Dr. House için söylenmiş bir cümle. yazının da esin kaynağı!
ben: ne konuda
selman: ben bu işi yapamayacağım
ben: ne diyorsun ya, illa kerpeten kullanacaz değil mi?
selman: yok abi, sen nasıl olsa beni anlamayacaksın!
ben: tövbe tövbeee, ulan melis gibi konuşmaya başladın. bak uyarıyorum o dişiydi.
selman: hop hopp
ben: anlat bakalım şimdi
selman: iki iki daha dört eder mi abi
ben: her zaman değil
selman: o nasıl oluyor ya, işi felsefeye vurmasana hemen
ben: yoo, bu işin matematiği, felsefeye vurduğunda her zaman 5 eder.
selman: bir nerden geldi
ben: soruya, oradan da cevaba gelene kadar geçen fuzuli zamandan
selman: tamam yaa, soruyu biliyorsun, ne diyorsun?
ben: senin ağzından duymak istiyorum. bilmekle duymak arasında fark varmış
selman: neymiş o fark
ben: bilmem, yeni yeni öğreniyorum. mutlulukla ilgili bişey olsa gerek
selman: hangisi daha çok mutlu ediyormuş peki
ben: bence bilmek ama sanırım çoğu kişi için ikisi birden :)
selman: peki ben soruyu sorunca sen mutlu olacak mısın?
ben: sanmam.
selman: eee
ben: eee ne?
selman: niye sormamı istiyorsun
ben: belki sen mutlu olursun diye :)
selman: ben mutlu olacağımı sanmıyorum.
ben: bu soruyla ilgili birşey mi?
selman: anlamadım?
ben: yani soruyu sormadığın için mi mutlu olamayacaksın, yoksa soracağın soru mu seni mutlu etmiyor.
selman: ikisi de değil sanırım
ben: biliyordum zaten
selman: peki bu sefer mutlu oldun mu?
ben: kesinlikle hayır.
selman: haklısın abi
ben: ne konuda?
selman: işin kötüsü; her konuda
ben: e doğal değil mi? ben yazıyorum.
selman: öyle değil abi. sende en çok sevmediğim ne biliyor musun?
ben: biliyorum
selman: neymiş?
ben: senden duymak isterim!
selman: haklı olman değil abi, sürekli haklı olman!*
ben: süreklilik kötü mü demek istiyorsun şimdi
selman: kelime oyunlarına mı başlıyoruz
ben: akıl oyunlarına ne dersin
selman: tek bir cevap istiyorum; evet ya da hayır. anlaştık mı?
ben: hayır
selman: daha soruyu sormadım
ben: ben de cevaplamadım zaten, sadece cevaplama şekline hayır dedim
selman: sence bu mektubu yollamalı mıyım?
ben: hayır demişim
selman: ne zaman
ben: az önce
selman: o cevaplama şekli içindi
ben: aynı zamanda cevaptı
selman: bana yalan mı söyledin?
ben: ne konuda
selman: soruyu duymak istediğin konusunda
ben: cevap geçerli
selman: ne bu, bir taşla iki kuş vurma muhabbeti mi?
ben: üç etti sanırım
selman: daha fazla konuşmalı mıyım?
ben: dört! :)
* House dizisinde, Dr. House için söylenmiş bir cümle. yazının da esin kaynağı!
Subscribe to:
Posts (Atom)